KIRKUS YÜZYILIN EN İYİ BİLİM KİTAPLARI SEÇKİSİ
2023 Royal Society Trivedi Bilim Kitabı Ödülü
2023 Andrew Carnegie Medal
Dünya görüntüler ve dokular, sesler ve titreşimler, kokular ve tatlar, elektriksel ve manyetik alanlarla dolu. Ne var ki insan dahil her hayvan, kendi benzersiz duyusal baloncuğunun içinde yaşıyor ve bu uçsuz bucaksız, muazzam dünyanın sadece küçük bir bölümünü algılayabiliyor.
Pulitzer Ödüllü Ed Yong, şimdiden bu yüzyılın en büyük kurgu dışı eserleri arasında gösterilen Muazzam Dünya’da, bizi kendi duyularımızın sınırlarının ötesine götürerek, etrafımızı saran koku ağlarını, elektromanyetizma dalgalarını ve sesleri algılamamızı sağlıyor. Ateşe çekilen böcekler, Dünya’nın manyetik alanlarının izini sürebilen kaplumbağalar, nehirleri elektriksel mesajlarla dolduran balıklar, kur yapan böceklerin işitilmez şarkıları karşısında titreşen bitkiler, yarasa misali sonar kullanabilen insanlar ile karşılaşıyor; arıların çiçeklerde ne gördüğünü, ötücü kuşların birbirlerinin melodilerinde ne duyduğunu, köpeklerin sokakta neyi kokladığını öğreniyoruz. Beş duyumuzun kifayetsiz kaldığı bu koca evrendeki keşiflerin hikâyelerini dinliyor, henüz çözülmemiş gizemlere dair tahminler yürütüyoruz.
Eğlenceli, titiz ve keşif arzusuyla dolu Muazzam Dünya, Marcel Proust’un “tek hakiki yolculuk… diyarları ziyaret etmek değil, başkalarının gözlerinden bakarak her birinin gördüğü yüzlerce evreni görmektir,” diye tanımladığı yolculuğa çıkarıyor bizleri.
“Bilimle yoğrulmuş, büyüleyici bir keşif yolculuğu” –Siddhartha Mukherjee
Wall Street Journal, New York Times, Time, People, Publishers Weekly, New Yorker, Washington Post, Guardian, Economist, Esquire’da YILIN EN İYİ KİTABI
MUAZZAM DÜNYA
Beş Duyunun Ötesine Yolculuk
ED YONG
Özgün ismi: An Immense World: How Animal Senses Reveal the Hidden Realms Around Us
© 2022 Ed Yong
Beni anlayan Liz ve Neeley için
İçindekiler
Giriş: Tek Hakiki Yolculuk
- Kimyasal Sızdıran Torbalar Kokular ve Tatlar
- Sonsuz Biçimde Görme Işık
- Kmor, Ymor, Smor Renk
- İstenmeyen Duyu Ağrı
- Çok Soğuk Isı
- Kaba Bir Duyu Temas ve Akış
- Dalgalanan Zemin Yüzey Titreşimleri
- Kulak Kesilmek Ses
- Sessiz Dünyadan Yansıyan Sesler Yankılar
- Canlı Piller Elektrik Alanları
- Onlar Yolu Bilir Manyetik Alanlar
- Aynı Anda Tüm Pencerelerden Bakmak Duyuları Birleştirme
- Sessizliği Kurtar, Karanlığı Koru Tehdit Altındaki Duyu Manzaraları TEŞEKKÜR
- NOTLAR
- KAYNAKÇA
- GÖRSEL REFERANSLARI
- DİZİN
Kimbilir, belki de göğü yara yara uçan her kuşun, beş duyunun eşiğinden içeri sığmayan hazlarla dolu muazzam bir dünyası vardır. -WILLIAM BLAKE
Giriş
Tek Hakiki Yolculuk
İçinde fil olan bir oda hayal edin. Mecazi anlamda züccaciye dükkânına giren fili değil, şu bildiğiniz ağır memeliyi kastediyorum. Diyelim ki oda filin barınabileceği kadar geniş mesela bir okulun spor salonu- olsun. Şimdi de bir farenin hızla içeri girdiğini hayal edin. Yanında da bir kızılgerdan hoplayarak geliyor. Bir baykuş tepedeki kirişe tünemiş. Bir yarasa tavandan baş aşağı sarkıyor. Bir çıngıraklıyılan kapıdan içeri kayıveriyor. Köşede bir örümcek ağ örmüş. Bir sivrisinek vızıldayarak uçuyor. Saksıdaki bir ayçiçeğinin üzerine bir Bombus arısı konmuş. Giderek kalabalıklaşan bu farazi mekâna son olarak bir de insan ekleyelim. Adı Rebecca olsun. Gören, meraklı ve (neyse ki) hayvanlara düşkün biri. Bu kargaşanın ortasına nasıl düştüğünü merak etmeyin. Tüm bu hayvanların spor salonunda ne aradığına boş verin. Onun yerine Rebecca ve bu hayalî hayvanat bahçesindeki diğer hayvanların birbirlerini nasıl algılayabileceğini düşünün. Fil hortumunu bir periskop gibi kaldırır, çıngıraklıyılan dilini çıkarıp durur, sivrisinekse antenleriyle havayı yoklar. Üçü de etrafı koklamakta, havadaki kokuları almaktadır. Fil bir şeyin kokusunu almaz. Çıngıraklıyılan farenin kokusunu alınca pusuya yatıp bekler. Sivrisinek, Rebecca’nın nefesindeki çekici karbondioksitin ve cildinin kokusunu alır. Kanını emmek için koluna konar ama ısırmaya fırsat bulamadan Rebecca bir vuruşla onu ezer ve çıkan sesle fare irkilir. Fare panikle cıyaklamaya başlar; çıkardığı ses, yarasanın duyabileceği ama filin duyamayacağı kadar tizdir. Bu sırada fil, farenin ve yarasanın kulakları için fazla pes ama titreşimini çıngıraklıyılanın hassas karnıyla hissedebildiği, derinden gelen ve gök gürültüsünü andıran bir homurtu koyuverir.
Farenin ultrasonik cıyaklamaları ve filin infrasonik homurtusunu duymayan Rebecca, kulaklarının algılayabildiği frekanstaki kızılgerdanı dinlemektedir. Fakat işitme yetisi, kuşun ezgisinde kodlanmış karmaşık nağmelerin hepsini ayırt edemeyecek kadar yavaş çalışır. Kızılgerdanın göğsü Rebecca’ya kırmızı görünse de gözleri ancak mavi ve sarının tonlarını algılayabilen file öyle görünmez. Bombus arısı da kırmızıyı göremez ama gökkuşağının diğer ucundaki ultraviyole renk tonlarına duyarlıdır. Üzerinde durduğu ayçiçeğinin ortasında, Rebecca’nın göremediği ama hem kuşun hem de arının dikkatini çeken ultraviyole bir merkez daire bulunur. Bu merkez daire, çiçeğin sadece sarı olduğunu düşünen Rebecca için görünmezdir. Odadakiler içinde gözleri en keskin olan Rebecca’dır; filin ya da arının tersine Rebecca, ağının ortasında duran küçük örümceği fark edebilir. Fakat odadaki ışıklar sönünce neredeyse hiçbir şeyi göremez. Karanlığa gömülen Rebecca, önündeki engellere çarpmamak için kollarını uzatıp yavaş yavaş yürür. Fare de aynısını, etrafında ne var ne yok anlamasını sağlayan bıyıklarını saniyede birkaç kez ileri geri hareket ettirerek yapar. Rebecca, ayakları arasında seğirten farenin seslerini duyamasa da kirişe tünemiş baykuş kolayca duyar. Baykuşun yüzündeki sert tüylerin oluşturduğu yüz diski, sesleri toplayarak hassas kulaklarına yönlendirir. Baykuşun kulaklarından biri diğerine göre biraz daha yukarıdadır. Bu asimetri sayesinde baykuş, farenin ayak seslerini hem yatay hem de dikey düzlemlerde saptayabilir. Fare tam kendisini bekleyen çıngıraklıyılanın menziline girmek üzereyken baykuş dalışa geçer. Yılan, burnundaki iki minik çukurla sıcak nesnelerin yaydığı kızılötesi ışınları algılayabilir. Isıyı fiilen görür ve farenin vücudu bir işaret fişeği gibi parlar. Yılan hamle yapar… ve tam o anda farenin üzerine çullanmak üzere olan baykuşla çarpışır. Oradakileri zar zor duyan ya da gören örümcek tüm bu kargaşayı fark etmez. Örümceğin dünyasını neredeyse tamamen, duyularının uzantısı gibi davranan ve kendi imalatı bir tuzak olan ağındaki titreşimler tanımlar. Sivrisinek ağa takılınca örümcek, debelenen avını ele veren titreşimleri saptayıp avını öldürmek için harekete geçer. Fakat avına saldırdığı sırada bedenine çarpıp yansıyan yüksek frekanslı ses dalgalarının, bu dalgaları gönderen yarasaya geri döndüğünün farkına bile varmaz.
Yarasanın sonarı o kadar hassastır ki karanlıkta örümceğin yerini bulmakla kalmayıp ağın tam olarak neresinde bulunduğunu da tespit eder. Yarasa örümceği yerken, kızılgerdan diğer hayvanların çoğunun hissetmediği tanıdık bir çekim hisseder. Hava her geçen gün daha da soğumakta, sıcak güney iklimine doğru göç vakti yaklaşmaktadır. Kızılgerdan, kapalı spor salonunda dahi Dünya’nın manyetik alanını hissedebilir ve iç pusulasının gösterdiği yön olan güneye dönüp pencereden kaçar. Geride fil, yarasa, Bombus arısı, çıngıraklıyılan, biraz kızgın olan baykuş, son derece şanslı olan fare ve Rebecca kalır. Bu yedi hayvan aynı fiziksel ortamda bulunsa da mekânı birbirlerinden tamamen ve şaşılacak ölçüde farklı tecrübe eder. Gezegenimizde yaşayan milyarlarca hayvan türü ve bu türler içerisindeki sayısız birey için de aynısı geçerlidir.* Dünya görüntüler ve dokular, sesler ve titreşimler, kokular ve tatlar, elektriksel ve manyetik alanlarla dolup taşar. Fakat her hayvan, bu dopdolu gerçekliğin ancak küçük bir bölümünden faydalanabilir. Her biri kendi eşsiz duyu baloncuğunun içinde yaşar ve muazzam bir dünyanın incecik bir kesitini sezebilir. Bu duyu baloncuğu için kullanılan muhteşem bir sözcük var: Umwelt. Bu terim, Baltık Almanı zoolog Jakob von Uexküll tarafından 1909’da tanımlandı ve popülerleştirildi. Umwelt Almanca “çevre” anlamına gelir ama Uexküll bu terimi, sadece hayvanın içinde bulunduğu ortam anlamında kullanmamıştı. Umwelt, bir hayvanın bulunduğu ortamın duyumsayabildiği ve deneyimleyebildiği kısmı, yani algısal dünyasıdır. Hayalî odamızın sakinleri gibi aynı fiziksel ortamda bulunmalarına rağmen pek çok canlının Umwelt’i birbirinden tamamen farklı olabilir. Memeli kanı emen kene, vücut ısısı, kılın teması ve ciltten yayılan bütirik asit kokusuyla ilgilenir. Kenenin Umwelt’ini bu üç bileşen oluşturur. Yeşil ağaçlar, kırmızı güller, mavi gökyüzü ve beyaz bulutlar onun harika dünyasının parçası değildir. Kene bütün bunları bile isteye görmezden gelmez. Sadece bunları algılayamaz ve var olduklarını bilmez. * Aynı tür içinde duyuların ne denli çeşitli olabileceğini anlamak için insanlara bakmanız yeterli. Kırmızıyla yeşil bazı insanlara aynı görünür. Kimilerine göre vücut kokusu, vanilya kokusuna benzer. Kimileri içinse kişniş, sabun tadındadır.
(—)
Kitaptan tadımlık bir bölümü okumak için aşağıdaki PDF bağlantısına tıklayın.
PDF indirMuazzam Dünya: Beş Duyunun Ötesine Yolculuk kitabının ön okuması bu kadar. Kitabı beğendiysen senin için en uygun fiyatlı satın alma seçeneklerini listeledik.