Kendine Hoş Geldin

Kendinden başka kimseye ihtiyacın yok. En kötü gününü düşün, sana “Yanındayım.” diyen onca insan vardı. Tek başına atlatmadın mı? Düştün, ayağa kendin kalkmadın mı? Doldun, tek başına ağlamadın mı? Soruyorum sana: Değmeyecek insanlar için kendine yeteri kadar haksızlık yapmadın mı?

İnsanlar gelip geçici. Unutma, kimse senden daha çok düşünmeyecek seni. Gitmem diyenler gidecek, sen yine kendine geleceksin. Düşeceksin, ayağa yine kendin kalkacaksın. Yaralanacaksın, yaralarını kendin saracaksın. Onca acının içinden yine tek başına çıkacaksın. Sarılmaya ihtiyacın olacak, yine kendine sarılacaksın. Dertlerin seni yakacak, Anka Kuşu gibi küllerinden doğacaksın.


Kendine iyi bak, sana en çok sen lazımsın.


Şimdi belki, “Miraç, yine hangi kızı sevip bu kitabı yazdın da bize acılar çektireceksin?” diye söyleneceksiniz. Korkmayın korkmayın. Kimseyi sevmedim, sevemedim. Aslında niyetim diğer kitaplarımda da size acı çektirmek değil, gerçekleri anlatmaktı. Yalnızca bunu yaptım. Fakat bu kez biraz kitap farklı. Dediğim gibi, kimseyi sevmedim, sevemedim. “Kalbin mi taşlaştı?” diye soracak olursanız, sanırım evet… Kalbim kimseyi sevemeyecek kadar yorgun, duygularım bir daha kimseye yanaşmayacak kadar uzak bana. Çalıştım, inanın sevmeye, ait olmaya, sahiplenmeye ve kabullenmeye çalıştım. Olmadı. “Hep mi suç onlarda, senin hiç suçun, hatan yok mu?” diyecek de olursanız, elbette var. Ben mükemmel değilim. Tabii ki hatalarım, kusurlarım, törpülenmesi gereken yanlarım var. Mükemmele inanmam. Bu yüzden kendimi mükemmel arayışında da yormam. Benim tek suçum değer vermek, sahiplenmek ve hep çabalayan taraf olmak. Kimse de bunu istemediği için hep kaybeden ve yalnız kalan taraf ben oluyorum. Uzun süredir ne hayatıma birini almaya ne kimseyi sevmeye çalışıyorum. Bırakın hayatıma birini almayı, kendimi bir başkasına dökecek, anlatacak ve kanıtlayacak dermanı bile kendimde göremiyorum. Sanırım şu sıralar bitiği oynuyorum. Ama bitik olmak güzelmiş. Kafan rahat ya. Ne karışanın var ne edenin. Kıskanmıyorsun, kıskanılmıyorsun. Bu evreye gelene kadar neler çektim, neler yaşadım bilemezsiniz. Gerçi diğer kitaplarımdan biliyorsunuz… Mesela, en son ilişkim… Sen On Yedi Yaşımsın kitabımda bahsettiğim Zümra…

Bu arkadaşı, kitabı okuyanlar iyi tanır. Bana yaşattıklarını da iyi bilir. Ben en son böyle birini aldım hayatıma aldım ve insanoğlunun çok acımasız olduğunu da bu arkadaş sayesinde öğrendim. Dedim ya size, şu an içinde bulunduğum duruma gelmek için neler gördüm, yaşadım. Bunlardan bir tanesini kısaca anlatayım. Haşmet amcayı tanır mısınız? Bahsettiğim eski kız arkadaşım Zümra’nın dedesi. Ne yazık ki hakkın rahmetine kavuştu. Onu çok severdim. Zümra’yla biz ayrıldıktan sonraki sürede de biz Haşmet amcayla görüşüyorduk. Bir süre sonra onun ölüm haberi bana geldi ve ben ilk uçakla Malatya’ya gittim. Seneler sonra onu gördüm… Bir çocuk vardı yanında. Onları gördüğüm ilk an evleneceği ve çocuğu olduğu ihtimalini getirmedim aklıma. Hadi evlenme ihtimali neyse de, çocuk… Ne bileyim… Neyse, aklıma getirmediğim ihtimallerin hepsi birer birer doğru çıktı. Evlenmiş ve bir erkek çocuğu olmuş. Adını da bilin bakalım ne koymuşlar? İçinizden “Miraç” dediğinizi duyar gibiyim. Bingo! Doğru tahmin. Evet, eski sevgilim evlenmiş, doğan erkek çocuğuna da benim adımı vermiş. Şaşırmadım, umarım yolu, bahtı açık, annesinin karakterine benzemediği güzel bir hayat onun olur.

Haşmet amcada bir hakkım yoktu ama yine de insanlık vazifemi yerine getirip hakkımı helal edip geri döndüm. Ben kendimi kimseye göstermedim ama oradaki her şeyi gördüm. Bu durum beni üzmemişti ama çocuğuna adımı vermesi, ne bileyim garip geldi. Çok da şey yapmadım. Herkesin yolu kalbinin layığına açık olsun deyip bu defteri bir kez daha kapattım. Son iki ilişkimin özeti: Biz ayrılırız, kız gider başkasıyla tanışır ve soyadı benim soyadlınla aynı olan biriyle evlenir. Biz ayrılırız, kız gider evlenir, çocuğu olur ve doğan çocuğuna benim adımı verir.

Demek ki sorun bende. Sevmeyi beceriyorum da, konu sevilmeye gelince hep bir sıkıntı.

Şu an içinde bulunduğum mevcut psikolojiye, hissizliğe, umursamazlığa ulaşmak için çok badire atlattım, yaşadım.“Ee sen yalnız mı öleceksin? Bir kız yüzünden karalar bağlamışsın, kalbinin kapılarını kapatmışsın.” falan demeyin. Ben incinsem de incitmem. Kapılarım açık. Yalnızlık Allah’a mahsus, kuluna değil. Günü gelir, biri bana bir kalbim olduğunu bana hatırlatır, yeniden aşkın var olduğunu anımsatır, yeniden sevebilirim. İçimdeki sevgi tohumlarım yeşertebilirim. Fakat o güne kadar ben böyle iyiyim. O yüzden şimdilik kurdun aklına kuzuyu sokmayın derim. Evet, bu kitap bir farklı demiştik. Evet, farklı. Ben kendime geldim arkadaşlar.

“Tilkinin dönüp dolaşacağı yer, kürkçü dükkânı” misali, bir insanın da birtakım insanlardan ve olaylardan sonra geleceği en son yer, kendisi bence. Ben de tam olarak son duraktayım. Olmaktan korkmadığım, huzurlu hissettiğim yerdeyim; ken- dimdeyim. Ne kimseye karşı bir beklenti içine giriyorum, ne de kimsenin beni sevmesi için kapısına gidiyorum. Saldım her şeyi. Kim gelmiş, kim gitmiş, kim sevmiş, kim sevmemiş gerçekten umurumda bile değil. Aynanın karşısına ne zaman geçip kendime baksam, beni bir gülme alıyor. Diyorum ki, ne saçma insanlar ve olaylar için yormuşsun kendini. Gitmek isteyenlerin, yanımda kalmaları için uğraşmak mı dersin, kalbi olmayan insanlardan sevgi beklemek mi dersin. Kendimi açıklama yapmak zorunda olmadığım insanlara bir şeyleri anlamaları için dilimde tüy bitirmelerim mi dersin.

Neler neler… Dedim ya, saldım. Kim ne anlıyorsa anlıyor. Kim kimi seviyorsa seviyor. Kim nereye gitmek istiyorsa gidiyor. Karışmıyorum. Eskiden olsa tepki vereceğim, fırtınalar koparacağım şeylere yaprak dahi kıpırdatmıyorum. Çünkü ben kendimi çok saçma şeyler ve insanlar için yormuşum. Şimdi çok net görüyorum. Bu yüzden artık ben yalnızca kendimde mutlu oluyorum. Birilerini sevmek için kendimi zorlamıyorum. Çünkü kendimi seviyorum.

Belirli insanlar dışında kimseye değer vermiyorum. Çünkü kendime değer veriyorum, içinde bulunduğum rahatlamışlıktan, duygusuzluktan ve hissizlikten geçmişime sesleniyorum; kimsenin kendisinden başka bir şey düşünmediği bu hayatta, artık ben de kimseyi kendimden daha değerli görmüyorum. Kendi kabuğumdayım, kendimi dinliyorum. İyi geliyor, size de tavsiye ediyorum.

Gidecek yerin yoksa, kendine gel. Bir an önce gel. Sevmek nasıl oluyormuş, onlara kendini severek göster!

İyi ki varsın.

Daha önce seni çok üzdüler biliyorum. Çok yorgun ve kırgın olduğunu da biliyorum. Gitmez sandıklarının senden gittiğini, sevginin harcandığım, emeklerinin çöpe gittiğini biliyorum.

Farklı sandığın ve güvendiğin insanların hiç kimseden bir farkı olmadığını, güvendiğine güveneceğine pişman edildiğini biliyorum. Kırgınlığını ifade edecek bir cümle dahi bulamadığın günlerin olduğunu da biliyorum. Merak etme ne hissettiğini, ne düşündüğünü çok iyi anlayabiliyorum. Şunu bilmelisin, ben yanındayım. Bunu bilmeni istiyorum. Öyle diğerlerinin sana başta söylediği “Yanındayım.” gibi sözde bir “Yanındayım.” değil bu. Ben senin gerçekten yanındayım. Yaralarını sarmak için elimden geleni de yaparım. Çünkü herkes gider, ben seninle kalırım. Başkaları için hiçbir anlam ifade etmiyor olabilirsin. Kimse seni sevmiyor da olabilir. Ama üzülme, seni ben seviyorum. Benim için önemlisin. Hem de çok önemlisin. İyi ki de varsın. Kimse senden değerli değil ve bu hayatta senden bir tane daha yok. Unutmamalısın.

Kimse yoksa ben yanındayım.

Kimse seni sevmiyorsa, ben seviyorum. Kimse için bir anlam taşımıyorsan da, benim için anlamlısın.

Kendini üzme, senin değerini bilmeyenler utansın.

Senden gidenler de gittikleri yerde senin gibi inşam bulamasın.

Tekrar söylüyorum; iyi ki varsın.

Bir tarafı eksik büyüyen bir insana,

kimsenin ne gidişi koyar, ne sevmeyişi…

Büyük kaybetmiştir çünkü. Korkmaz kaybetmekten kimseyi.

Yaşım yirmi beş. Bu yaşıma kadar bir tarafı hep eksik, baba sevgisi görmeden büyüdüm.. Arkadaşlarım, çevremdeki insanlar ve zaman zaman ailemdeki insanlar tarafından da epey bir dışlandım.

Öyle her istediği olan, her istediği oyuncak alman çocuklardan olmadım. Daha doğrusu çocukluğumu hiç yaşayamadım. Ne zaman bir çocuk görsem, yaşayamadığım ve içimde ukde kalan çocukluğum gelir aklıma. Bu yüzden çocuklar hep bir başka gelir bana. En ufak bir sıkıntıda sığınabileceğim bir limanım olmadı hiçbir zaman. Hep kendime sığındım. Bütün yaralarımı kendim sardım. Babasızlığı hep içime bastırdım. Bir süre sonra bu durum canımı acıtmamaya başladı, ben de alıştım.

Kimseden maddi bir beklenti içine de girmedim. Bana gelen bir telefon ve sorulan hâl hatır fazlasıyla yeterdi. Bu benim için en büyük servetti. Ama kimse bunu bilemedi. Bir yerden sonra ben bu acıya da alıştım. Belki beni güçlü kılan şey de buydu. Babasız büyüyen bir insana hiçbir şeyin, hiç kimsenin yokluğu koymaz. Hiçbir gidişle, hiçbir sevmeyişle korkutamazsınız o insanı. Hayattaki en büyük acıya alışmıştır çünkü o. En büyük sevgisizliğe alışmıştır. Hangi acı yıkabilir ki onu? Bana göre hiçbir güç babasız büyüyen bir insanın gücünden üstün değildir bu hayatta. Babam bizi terk ettiğinde kız kardeşime ve bana annem sahip çıktı. Bu yüzden de annem çok baskı gördü. “Bu çocukların babasından adam olmamış, bunlardan mı adam olacak?” düşüncesi sarmıştı bütün aileyi. Özellikle anneannem ve dedem bizi yuvaya vermesi konusunda anneme çok baskı yapmış, aksi takdirde bizi evden kovacaklarını söylemişlerdi. Bir anne çocuklarının yuvaya verilmesindense sokakta kalmayı tercih ederdi. Ve evden kovulmuştuk. Bildiğiniz sokakta kaldık. Bu baskıya ve onca zorluğa göğüs gerip yemeyip yediren, içmeyip içiren bir annenin mücadelesi getirdi beni karşınıza. İşte bu acılara rağmen bir an olsun pes etmeyip, yoldan çıkmayıp o kadar zorluğun içinden sıyrılıp geldim karşınıza.

Hani bana hep soruyorsunuz ya, bunca şeye rağmen “Nasıl güçlü kalabiliyorsun? Nasıl gülebiliyorsun?” diye. İşte tam olarak size bu anlattıklarımı yaşamam sayesinde. Acılarım sayesinde.

İnsanın acısı ne kadar derin olursa, bir insan o kadar güçlenir ve o kadar güzel güler. “Güzel gülen insanlar var, içleri paramparça. ..” diye bir söz okumuştum. Epeyce haklıydı…

Babasız büyüyen insanlar hiç şüphesiz, bu dünyanın en güçlü insanlarıdır.

"

Kendine Hoş Geldin kitabının ön okuması bu kadar. Kitabı beğendiyseniz tamamını okumak için aşağıdaki satın alma linklerini kullanabilirsiniz.

idefix ePTTAVM trendyol D&R kitap365
Önceki
Aylak Adam
Sonraki
Son
Daha Fazla İçerik
Agatha’nın Anahtarı