“Okuduğumuz kitap bir yumruk gibi tepemize inip bizi uyandırmadıktan sonra neye yarar?”
Franz Kafka

• CHP’li Belediye Başkanları İmamoğlu ve Çerçioğlu için yapılan ahlaksız teklifin arkasında hangi AKP’li Bakan vardı?
• Pelikancılar AKP içinde hangi operasyonları yaptı ve kimleri fişledi?
• Yargının arka odalarında hangi ses kayıtları dolaşıyor?
• Holding patronu cinayetinin üstü hangi yollarla kapatılmak istendi?
• Hakimler ve savcılar gizlenen skandalları ilk kez nasıl anlattı?
• Adliyeye getirilen ve içinde 260 bin dolar olan çantanın sırrı neydi?
• Nurcular devlet içinde nasıl bir ağ kurdu?
• Yargıdaki Pelikan-Hakyol mücadelesinin perde arkasında ne vardı?
• FETÖ borsasının belgesinde neler yazıyordu?
• AKP’li bakanlar arasındaki kavganın bilinmeyen nedeni ne?
• Diyanet’in gizli tarikatlar raporu nasıl sızdı?
• Öldürülen AKP yöneticisinin eşi sessizliğini bozup neler anlattı?
• 15 Temmuz raporu aslında neden basılmadı?
• Kartal İmam Hatip mezunu olmak devlette hangi kapıları açıyor?
• Erdoğan’ın yakınını hayata döndüren ismin başına neler geldi?

Barış Terkoğlu ve Barış Pehlivan, devlette yaratılan çürümeyi ve herkesin hissettiği cendereyi belgeliyor. “Metastaz 2: Cendere” çarpıcı bir gazetecilik araştırması olarak tarihe geçecek.


Hukuksuzluğa esir edilenlere,
plaza dibinde ölenlere,
fikri sırtından vurulanlara…

ÖNSÖZ

Gerçeği, sadece çıplak gerçeği göstermek mümkün mü? Ya da tersinden soralım; gerçeği yalnız kendisi olarak anlamak imkânlı mı?

Evet, desek bile dinleyen kulak, bakan göz, anlatan ağızla her şeyin yeniden tanımlandığını biliyoruz. Yine de kelimelerde, cümlelerde, yazdığımız ifadelerde bir tür öze ulaşma arayışındayız. Tutkumuzu saklamıyoruz.

Bu satırlar alelade bir zamanda yazılmış görünebilir. Ancak eminiz ki, yıllar sonra perdeyi kaldıranlar bir dönüm noktasında olduğumuzu fark edecek.

Doğuranın doğumu en çok sancı olarak yaşaması gibi. Yeniyi kaslarıyla, sinirleriyle yaratan bizler, ayaklarımızın ucunda yükseleni, meçhule uğurladığımız bir yabancı gibi görüyoruz.

Oysa gün aydınlığa, mevsim bahara döndüğünde, tarihin evresi kendisini tamamladığında, yarından bakan gözler bugünü sonuçlarıyla izleyecek. İşte biz gelecekte bizi bekleyen o okura da ulaşmaya çalışıyoruz.

Sancı, sıkışma, buhran, cendere…

ABD’de, bir polisin dizkapağının altında “nefes alamıyorum” diyen siyahi, sanki dünyanın tüm altta kalanlarının halini anlatıyordu. Krizi, salgını, çıkışsızlığı fırsat bilenler şimdiki düzeni, geçmiş çağın araçlarıyla yeniden tanımladı. Zor; yalnız savaş kazanmanın değil, tarih yazmanın da aracı olarak belirdi.

Uzaktan bakınca sopa hep devletin elinde gibi görünüyor. Aslında biraz öyle de. Zira devlet, ordu ve bürokrasi olarak ne kadar somutsa, oldukça soyut da. Kimi zaman bir yardım paketine kimi zaman bir yargıç cüppesine “devlet” diyoruz.

Yakından bakılan nesnelerin tüm sınırlarının belirsizleşmesi gibi, “devlet”e yaklaştıkça başka formlar görüyoruz. Kimi zaman polis kıyafetiyle iş tutan tarikatçı, kimi zaman tutuklananı yumruklayan militan gardiyan, kimi zaman adliyede hukuk satan üniformalı mafya, kendisini “ben devletim” diye tanıtıyor. Küçük örgütünü hepimizin aklında beliren ”devlet”in içinde saklarken, aynı zamanda yaşayan devleti içeriden çürütüyor.

Devletin, sınırlarında daha büyük bir otorite tanımayan güç olduğunu biliyoruz. Aksi olsa, bu varlığın nedenini inkârı olurdu. Haliyle kendisine devlet gücü atfedenler, devleti kendisinde toplayanlar, devleti kendisiyle tanımlayanlar fiilen devletin sonunu getiriyor.

Bu kitap; çetelerin, tarikatların, hiziplerin, paralel örgütlerin elbirliğiyle odun taşıdığı cehennemi tarif etmeye çalışıyor. Kendisini yükseltirken dizini yurttaşların boğazına basanlar açık ki ülkeyi nefessiz bırakıyor. Adaletsiz, hürriyetsiz, eşitsiz, hukuksuz, ekmeksiz bir düzen ülkeyi cendereye sokuyor.

Her şeyi çıplak edebildik mi? Bilmiyoruz. “İnsanlar arasında değil, gölgeler dünyasında yaşıyoruz” diyor ya Albert Camus. İnsanları anlatamadığımız yerde, gerçeği soyamadığımız anda gölgeleri tarif ettik. Gölgeler, esasın kimi zaman kendisi, kimi zaman suretiydi. Okuyucuya kâğıtla akıl arasında bir yol bıraktık.

Çıkış mı?

Elbette insan tükenmez. Kemikten daha güçlüsünü, emekten daha yaratıcısını, hülyadan daha arzulusunu bilmiyoruz. “An”dan kafasını kaldıran; nilüferli şarkıların, sarmaşıklı yapıların, mavi göklerin ortasındaki zamanda bulur kendini.

Geçmiş, olacağın çekirdeğini içinde taşır. İnsan, tek tek insanların toplamından daha fazla bir şeydir. İnsanın bitmeyeceğini aklımızla hissediyoruz.

Bu kitaba başladığımızda dışarıdaydık. Sona yaklaştıkça keşfettiğimiz kıtayı daha iyi anladık. Sebeplerden biri olduğunu biliyoruz. Hapse düştük. Ayağımızı dibe vurup tekrar yukarı çıktık. Yeniden başlayıp tamamladık.

Kuşkusuz, teşekkür etmemiz gerekenler var…

Aklımız her karıştığında, başımız her sıkıştığında elimizi tutan avukatlarımız.

Bize yeniden yazmak için hep gerekçe yaratan ve elini taşın altına koyan bütün Kırmızı Kedi Ailesi.

Gazeteciliğin, dayanışmanın ve mücadelenin okulu Odatv.

Ve elbette omzumuza omuz, başımıza baş, yüreğimize yürek olan ailemiz, arkadaşlarımız, yoldaşlarımız.

Bitirdiğimiz yer başladığımızdan güzel olsun.

Öyleyse yürüyelim…

Barış Terkoğlu – Barış Pehlivan

Kasım 2020

İstanbul

1. BÖLÜM

AHLAKSIZ TEKLİF

Saat 11’i geçmişti.

Sincan Cezaevi’nde tutukluların kullandığı bilgisayar odasına infaz görevlileri girdi. “Avukatın geldi” diye seslendiler. Bir garipti tavırları, sanki başka bir şey vardı. İki kez farklı avukat odasına alındı tutuklu; ama gelen kimse yoktu. Ardından kapalı görüş bölümüne götürüldü. Avukatla neden telefonla görüşecekti ki? Sahi, neler oluyordu?

Erkan Karaarslan, FETÖ üyeliği ve örgüte finans sağlamak suçlamalarıyla tutukluydu. Kamu hukuku uzmanıydı. MİT’in de içinde olduğu birçok devlet kurumuna ve başta CHP yönetimindekiler olmak üzere belediyelere danışmanlık yapmış bir isimdi.

Gelin görün ki; “FETÖ’nün belediyeler imamı” olarak anılıyordu kamuoyunda. İddia o ki; CHP’nin FETÖ ile ilişkisi onun üzerinden kuruluyordu.

Doğru mu yanlış mı? Bunun kararını verecek biz değiliz.

Konumuz başka…

Görüş odasına geldi. Kalın camın arkasında, kendisi aleyhinde tanıklık yapan Serhan Seyhan adlı kişi vardı. İyi de o avukat değildi ki; AKP’yi desteklediğini söyleyen sözde bir “gazeteciydi!” Nasıl olmuştu da kendisiyle görüşmesine izin verilmişti? Böylesi bir dönemde, böylesi bir kritik FETÖ sanığını ziyaret edebilmek için arkasının çok sağlam olması gerekiyordu.

İddia o ki; Seyhan kendisini cezaevine dilediği gibi sokan, devleti de yöneten gücün Karaarslan’ı özgürlüğüne de kavuşturacağını söyledi. Ancak bir şart vardı: 2019 yerel seçimlerine günler kalmıştı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Ekrem İmamoğlu ile Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu aleyhine bildiklerini anlatmalıydı!

“CHP’li başkanların usulsüzlük ve yolsuzluk yaptığını söyle” deniyordu.

Bu ahlaksız teklif, belli ki kayıt altında olan telefonlar üzerinden yapılmak istenmişti. Tüm konuşmalar, Seyhan’ı cezaevi ziyaretine sokan güç tarafından dinlenecekti. Ama ilk denemede sonuç alınamadı. Karaarslan herhangi bir belediye başkanı adına söyleyecek sözünün olmadığını belirtti ve bu teklifi reddetti.

Bunun üzerine, Serhan Seyhan daha net konuştu. Eğer dediğini yaparsa, aynı gün cezaevinden çıkacak ve ilk celsede beraat edecekti. Karaarslan “Sana bir faks göndereceğim cezaevinden, seni buraya gönderen güç okusun” dedi.

Ağabeyi FETÖ’den tutuklu Bakan’ın FETÖ tutuklusuna teklifi

Ertesi gün…

15 Mart 2019 Cuma…

FETÖ tutuklusu Erkan Karaarslan kendisine kurulduğunu ileri sürdüğü kumpasın şemasını ayrıntılarıyla bir kâğıda yazdı ve Serhan Seyhan’a gönderilmesi için cezaevi yönetimine verdi. Birkaç saat sonra cezaevi savcısının ve müdürünün olduğu bir odada buldu kendini.

Savcı özetle “böyle bir faks cezaevinden çıkamaz” dedi. Karaarslan kendisine yapılan ahlaksız teklifi ve yanıtını savcıya anlattı; koğuşuna geri döndü.

Aradan üç gün geçti…

Erkan Karaarslan bu kez gerçekten avukatıyla görüştü. Avukatı Emre Kılıçarslan heyecanlıydı.

Meğer, Serhan Seyhan onunla da üst üste görüşmüş ve “konuşsun, çıksın” teklifini yinelemişti.

Daha da çarpıcısı:

16 Mart 2019’da…

Yani yerel seçimlere 2 hafta kala, Erdoğan’ın ve Bahçeli’nin ortak mitinginden bir gün önce…

İzmir’de, 135 yıllık tarihi olan köklü bir kurumun merkezinde…

Bir gizli buluşmaya sokulmuştu Karaarslan’ın avukatı.

Buluşmanın olduğu binada, kapının hemen dışında Aydın’ın en yüksek dereceli bürokratlarından biri de toplantının sonucunu bekliyordu.

İddia o ki…

İçeride, avukat Kılıçarslan’ın tam karşısında Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli vardı. Neler olduğu, birazdan anlaşılacaktı.

Eğer FETÖ tutuklusu Karaarslan, Ekrem İmamoğlu ve Özlem Çerçioğlu başta olmak üzere CHP’li belediye başkanlarının yolsuzluklarını, usulsüzlüklerini veya FETÖ ile ilişkilerini anlatırsa karşılığında kendisine aynı gün içinde tahliye, ilk celsede beraat, onlarca milyon liralık sermayesi olan iş imkânları vaat ediliyordu. İsterse gizli tanık olarak da anlatabilirdi.

Lâkin…

Eğer bu teklifi kabul etmezse, ömrünü cezaevinde geçirirdi!

Nasıl olabilirdi: Bu skandal anlaşma teklifinin, FETÖ üyeliginden yargılanan bir tutukluya, ağabeyi FETÖ’den tutuklu olan bir AKP’li Bakan’ın yaptığı doğru muydu?

Zaman dardı. Yerel seçimin yapılmasına 2 hafta kadar bir zaman kalmıştı.

Soluğu cezaevinde alan avukat Kılıçarslan, yaşadıklarını tek tek anlattı müvekkiline.

Peki, Karaarslan bu vaatleri hiç düşündü mü? Acaba, dedi mi? Böyle düşünenler de vardı yargılama süreçlerinde, biliyoruz.

Ama yakınlarına anlattığına göre, Erkan Karaarslan kimseye iftira atamayacağını belirterek yine reddetti bu ahlaksız teklifi.

"

Cendere / Metastaz 2 kitabının ön okuması bu kadar. Kitabı beğendiyseniz tamamını okumak için aşağıda senin için en uygun fiyatlı satın alma seçeneklerini listeledik.

idefix trendyol D&R kitap365
beğendiniz mi?

Cendere / Metastaz 2 (2020)