Sultanın Korsanları

“Osmanlı” adını verdiğimiz korsanlar hangi etnik kökenlerden gelmektedir? Bunlar fırsatçı yağmacılar mı, yoksa İslam’ın bayrağını taşıyan nusret-karin din savaşçıları mıdır? Mühtedi ve Hıristiyan denizciler Müslüman dünyaya ne kadar adapte olmuş; aileleri, vatanları ve reddettikleri inançlarını ne dereceye kadar arkalarında bırakabilmişlerdir? Gemilerde korsanlarımız ne yiyip içmekte, doğal ihtiyaçlarını nasıl karşılamakta ve denizin belirsizliklerine hangi ibadet ve ritüellerle karşı koymaktadır? Hastalıklarla nasıl mücadele edilmekte, hijyen ve disiplin nasıl sağlanmaktadır? Bir korsan akınında kullanılan askerî taktikler nelerdir? Gazilerimiz avlarını nasıl aldatmaktadır? Korsan akınlarına uygun gemi tipleri nelerdir? Bunlar ateşli silahların yaygınlaşmasından nasıl etkilenmiştir? Topoğrafik faktörler hangi limanları korsanlığa mahkûm etmiştir? Elde edilen ganimetin korsan limanlarına katkısı ve Avrupa ekonomisine zararı ne boyuttadır? Bu ganimet nasıl elden çıkarılmakta ve paylaşılmaktadır? İnsanları korsanlığa iten sosyo-ekonomik etkenler nelerdir? Korsanlarımızın yavaş yavaş gelişmeye başlayan uluslararası hukuktaki yeri nedir? Korsanlık, ticaret ve kaçakçılık arasında nasıl bir ilişki vardır?

İşte daha önce sorulmayan tüm bu suallerin cevabı Osmanlıca, Fransızca, İtalyanca, İspanyolca, İngilizce, Portekizce, Katalanca, Latince ve Almanca kaynakları harmanlayan Sultanın Korsanları: Osmanlı Akdenizi’nde Gazâ, Yağma ve Esaret, 1500-1700’de. Yıllar süren arşiv çalışmasıyla bir araya getirilmiş İzlanda’dan Adriyatik’e, Korsika’dan Azorlar’a uzanan tarihî örnekler; okuyucuyu din değiştiren fırsatçı mühtedilerin, firar etmek için binbir yolu deneyen Cervantes gibi esirlerin, aynı gemide yoldaşlık yapan ve beraber yiyip içen Hıristiyan ve Müslümanların, sırtında kırbaç güneşin altında terleyen kürekçilerin, yeniçerilere fark ettirmeden korsan gemisini bir Hıristiyan limanına yanaştırıp özgürlüğüne kavuşan esir denizcilerin, Hıristiyan dünyasında bıraktığı ailesini ziyaret eden gazilerin, hakarete uğradığı, sevdiği kızı alamadığı ya da dolandırıldığı için intikam hırsıyla Mağrib’e gidip korsanları Hıristiyan kıyılarına getiren müntakim mürtedlerin, halkın veli mertebesine çıkardığı Hıristiyan doğumlu nev-müslimlerin dünyasına davet ediyor.


Yakınçağ Akdeniz’inde istihbarat, korsanlık, kölelik, ihtida ve dinler ötesi diplomasi gibi alanlarda araştırmalar yapan Doç. Dr. Emrah Safa Gürkan’ın tarihsel kategorileri altüst eden serhad kahramanlarını incelediği bu ikinci eseri, Osmanlı bahriye tarihinin en gizemli sayfalarını aralamakla kalmıyor; Osmanlı korsanlarını Akdeniz ve dünya tarihindeki iktisadî, siyasî ve teknolojik gelişmelerin ışığında analiz ediyor.


TEŞEKKÜR

Bu kitabın ilk tohumları 2005 yılının Haziran ayında Bilkent Üniversitesi işletme Fakültesi’nin ikinci katında atıldı. Nihayet artık beraber Aşıkpaşazade okumak yerine bir tez almak için Halil inalcık’ın karşısına çıkan 24 yaşındaki yüksek lisans öğrencisi, onsekizinci yüzyıl İstanbul’unda ekmek fiyatları ya da Bursa ipeklilerinde kullanılan kumaş boyalarıyla ömür törpülememek için alelacele bulduğu bir konunun kendisine onüç sene sonra hâlâ büyüleyici gelebileceğini herhâlde tahmin edemezdi. Araya Akdeniz’de istihbarat gibi meşakkatli bir konu sokup yıllar sonra bu ilk göz ağrısına döndüyse bunu konforlu bir akademik yaşama borçlu olan bu satırların yazarı, ilk olarak kendisini yetiştiren hocaları Halil İnalcık ve Gabor Agoston’a, daha sonra da Türkiye gibi akademik kültürü tam anlamıyla oturmamış bir ortamda kendisine mükemmel bir çalışma ortamı sunan ve gerek ilmî gerekse manevî desteğini eksik etmeyen Feridun Emecen, Kemal Beydilli ve Ali Akyıldız’a teşekkürü borç bilir. Yine kendisine çok şey öğreten Emilio Sola, James B. Collins, John R. McNeill, Faruk Tabak, İsmail Erünsal ve Oktay Özel’e de medyun-ı şükrandır.

Elinizdeki çalışma on yıl önce kaleme alınamazdı. Bu kitabın kaynakçasını oluşturan belge, el yazması ve birçoğu onaltıyla ondokuzuncu yüzyıllar arasında basılmış kitapların dijital devrimin imkânları olmadan edinilmesi imkansızdı. Burada kastettiğim sadece zengin kaynaklarını dijital ortamda paylaşmaktan çekinmeyen Bibliothèque nationale ve Archivio di Stato di Firenze gibi kurumlar değil. Eski metinlerin googlebooks, archive.orgve muadili sitelerden kolaylıkla elde edilebilmesi, birçok uzmanın bile ismini bilmediği birincil ve ikincil kaynaklara rahatça ulaşabilmemi sağladı. Kişi başına kitap okuma oranlarının muasır medeniyetler seviyesine bir türlü ulaşamadığı ülkemizde, bir iki üniversite kütüphanesi dışında yeni yayınları takip eden kütüphane olmadığının altını çizersem, her an elimin altındaki ISAM Kütüphanesi’nin nasıl büyük bir nimet olduğunu daha rahat anlatmış olurum. Başta Birol Ülker ve dostum Kenan Yıldız olmak üzere, kütüphane ve dokümantasyondaki tüm çalışanlara teşekkür ederim.

Ancak yine de birçoğu ancak sahaflardan edinilebilen Fransızca, İspanyolca, İtalyanca, Portekizce, İngilizce, Almanca, Latince ve Katalanca monografların önemli bir kısmını kendi imkânlarımla temin etmek zorunda kaldım. Dolayısıyla, üniversitemizin teşvik yönetmeliklerini hazırlayan arkadaşları, çoluğun çocuğun rızkını kitaplara yatıran kocasına ses çıkarmayan eşimi ve bana dünyanın dört bir yanından kitap postalayan arkadaşlarımın emeklerini anmam da şart.

Bu kitap, TÜBİTAK’ın Osmanlı İmparatorluğu ve 16. Yüzyılın İlk Yarısında Akdeniz’de Haber Dolaşımı ve Ispanya Kültür Bakanlığının La otra Europa,: Individuos y grupos de la Europa oriental y del imperio safaví en España y la América española de la edad moderna (HAR2015-64574- C2-2-P (MINECO/FEDER)) başlıklı projelerinin sağladığı imkânlarla yazılmıştır. Bu projelerde teşrik-i mesaî yaptığım meslektaşlarıma da müteşekkirim. Yine, Gelecek Vadeden Bilim İnsanı Ödülünü layık görerek dipnotların arasında sıkıntıdan patladığım günlerde bana moral veren 14. Kadir Has Ödülleri jürilerine de teveccühlerinden dolayı minnettarım.

Kitabın yazımı sırasında birçok meslektaşımdan yardım aldım. Liam Gauci Malta, Gennaro Varriale Simancas ve Serap Mumcu Venedik arşivlerinden almayı unuttuğum bazı belgeleri yollama nezaketini gösterdiler. Her ne kadar hepsini gözden geçirip bu kitaba entegre edemediysem de, öğrencim Somer Alp Şimşeker de Londrada zaman ayırıp Ingiliz arşivlerinden birçok dosyayı benim için edindi. Bir diğer öğrencim Hasan Saybir kitabın büyük kısmını okudu ve gözümden kaçan birçok noktaya dikkat çekti. Yine Sadık Müfit Bilge, Oğuzhan Göksel ve Kenan Yıldız bazı bölümler hakkında yorumlarını esirgemediler. Kemal Beydilli bu kitabı yazmam ve özellikle korsan kalyetelerindeki gündelik yaşamı tüm çarpıklıklarıyla ortaya koymam için her gün beni sıkıştırdı. Kaya Şahin fikir ve bilgileriyle kitaba önemli katkılar yapmakla kalmadı, bulamadığım yabancı kaynakları üniversitesinin imkânlarını kullanarak benim için edindi. Emir Yener hem deniz tarihçiliği üzerine geniş kütüphanesini bana açtı, hem birçok teknik meselede yardımıma koştu, hem de kitabın görsel malzemelerini temin etmemde bana yardımcı oldu. Okay Sütçüoğlu kitabın birçok bölümünü okumakla kalmadı, aynı zamanda kadırgalarla ve sualtı arkeolojisiyle ilgili engin bilgilerini cömertçe paylaştı. Martin Rothkegel Latince ve Abdullah Güllüoğlu eski Almanca metinlerde geçen bazı kelime ve muğlak ifadeleri benim için çözerken, Mehmet Tütüncü de bilmediğim bir dil olan Felemenkçe söz konusu olduğunda yardımını esirgemedi. Kitabın bir buçuk yıllık yazılış sürecini yakından takip eden editörüm Adem Koçal ve her kelimesini catenaccio savunmasıyla koruyan bir yazarı memnun etmeyi başaran metin redaktörü Tuğçe Inceoğlu da bir dediğimi iki etmedi.

Türkiye gibi vasatın sürekli övüldüğü bir ülkede oğullarını en iyi şekilde yetiştirmek için çırpınan mâder ü pederime şapka çıkarmadan edemem. Tarih ve edebiyat zevkini aşılayan babam olmasaydı, herhâlde bugün bir plazada yılmış gözlerle boşluğa bakarak yaklaşan kalp krizini bekliyordum. Altı yedi yaşında ufacık adımlarla Cağaloğlu yokuşunu çıkmaya çabalarken ya da saatlerce kitapçı dolaşırken pek hissetmediğim bir şükran hissini bugün içimde fazlasıyla taşıyorum. Kitap okumanın insanı sadece entelektüel olarak değil, ruhen de geliştirdiğinin hayatımdaki ilk örneği olduğu için kendisine çok teşekkür ederim. Hayatımın her döneminde bana koşulsuz destek olan ve oğlunun ihtiyaçlarını her zaman kendisininkinin önüne koyan annemin de hakkını ödemem mümkün değil, hele hele bunları disiplinden hiç taviz vermeden yaptığı düşünülürse.

Evlenmeden önce kendisini defalarca uyarmama rağmen bir akademisyen eşi olmanın zorluklarına katlanmak konusunda baştan beri çok kararlı olan Elif bunca yıl tüm fevrîliklerime anlayış gösterdiyse, ben de bu kitabı ona adayarak kısa yoldan ödeşmeye çalıştım. Ancak, kalem kitap bağımlısı birinin tek külfetinin eşine olmadığı da kesindir. Fabrizio de Andre’den Clementine’e çok şey paylaştığım kızım Zeynep Mehveş (d. 2012) ve gözüme parmağını sokmak için kitabı bitirdiğim günü bekleyecek kadar düşünceli oğlum Uluç Emre’den (d. 2015) babalarını MS Word ile paylaşmak zorunda kaldıkları için özür dilerim. Kayınbiraderim ve dostum Ergun ve kayınvalidem Işık Ertekin’e de hayatımı kolaylaştırdıkları için müteşekkirim.

Son olarak yıllardır Davudî sesime tahammül eden arkadaşlarım: Cenk Erkan, İlker Demir, Özgür Sezer, Polat Safi, İlker Canikligil, Bengü Üçüncü, Mustafa Seven, Murat Önsoy, Kahraman Şakul, Ökkeş Kürşat Karacagil, Harun Yeni, Nahide Işık Demirakın, Hamid Akın Ünver, Gülsemin Angışlan, Fatma Yılmaz, Fehmi Ünsalan, Görkem Ergün, Ali Kibar, Levent Kaya Ocakaçan, Sinan Serdal Selçuk, Yavuz Aykan, Gennaro Varriale, Yusuf Burak Gürses, Serhan Güngör, Cengiz Yolcu, Güneş Işıksel, Ahmet Uğur, Didem Şahin, Barın Kayaoğlu, Helen Hiçbezmez, Kaya Şahin, Özgür Ünal Eriş, Michelangelo/Ahmet Guida, Oğuzhan Göksel, Ekin Özbiçer, Ali Gültekin, Erkan Kaderoğlu, Meriç Şentuna, Onur İşçi, Gamze Ergür, Kıvanç Coş, Graham Auram Pitts, Ertuğrul Ökten, Chris Gratien, Anand Toprani, Nir Shafir, Günhan Börekçi, İdil Deniz Türkmen, Fabio Vicini, Alphan Akgün, Yunus Uğur, Abdülhamit Kırmızı, Zeynep Yelçe, Nuray Urkaç, Esra Karayel, İsmail Hakkı Kadı ve Melis Süzer.
ESG
8 Eylül 2018 Kozyatağı, İstanbul

GİRİŞ

Akdeniz serhaddinin sınır aşan kahramanlarını inceleyeceğimiz serinin ikinci kitabı olan elinizdeki eserin konusu 1500-1700 yılları arasında Osmanlı korsanları.

Ancak kitabımız tamamen onların etrafında da dönmüyor; bu serhad kitabının renkli kahramanları rahatlığına alıştığımız tüm analitik kategorileri ve katı genellemeleri altüst edecek nitelikte. Batı müziği sevdasıyla Avrupa’ya gidip Hıristiyanlığa geçen, ancak sonradan tekrar memleketine ve Hak Din’e dönüp bir de üstüne hacı olan Tunus dayısının oğlu Ahmed Çelebi/Don Felipe; Hz. İsa’yı Yahudilerin öldürdüğünü duyunca önüne çıkan ilk Yahudi’yi döven ve ondan sonra her gün kilisedeki kandil yağı ve mumları kontrol edip bir iki akçe adak bırakan sarhoş Rıdvan; dört başarısız kaçış denemesinin ardından ancak fidye ile son dakikada esaretten kurtulan meşhur yazar Miguel de Cervantes; esir düşüp Hıristiyan kadırgalarında kürek çekerken yıllar önce reddettiği Hıristiyanlığın meziyetlerini fark eden ve serbest kaldıktan sonra tekrar gazâya çıktığında karaya çıkarttığı yeniçerileri atlatıp Marsilya’ya yelken açan, ancak fırtınanın kendisini Malta’ya sürüklemesiyle kariyerine Katolik bir Saint Jean şövalyesi olarak devam etmeye bir an bile tereddüt etmeyen Protestan mühtedi Süleyman Reis; esaretten kurtulup memleketine dönerken ufukta korsan gemisi görünce tekrar özgürlüğe veda edeceğini sanıp zor günlerde lazım olur diye 20 altın madalyonu bir çırpıda yutan M. Vaillant; fırtınadan sığındığı Veere’de karısıyla çocuklarını gören ve İspanyol kalyonlarına saldırırken gemisine Oranje Dükü’nün bayrağını çeken Küçük Murad Reis ile yıllar sonra Sela’ya kendisini ziyarete gelen kızı Lisbeth Janssen; Sahraaltı Afrikası’ndan Avrupa’ya getirilince Hıristiyan olan, daha sonra korsanların eline düşünce Müslümanlığı seçip yıllar süren münzevî bir yaşamın neticesinde veli muamelesi gören, ancak kırk sene sonra kalbinde tekrar Hz. İsa’yı bulup inancı uğruna ölümü göze alan zenci köle Antonius de Noto; kelime-i şehâdetin anlamını bilmeyen ve Hz. Muhammed’i selefiyle karıştırmakta beis görmeyen bir sürü mühtedi; Lampedusa Adası’ndaki bir mağaraya adak adayan Hıristiyan ve Müslüman denizciler ve bu adakları Sicilya’daki Meryem Ana Kilisesi’ne götüren Malta korsanları; Kuzey Afrika’ya gidip Müslüman olan ve hakarete uğradığı, sevdiği kızı babasından alamadığı ya da dolandırılıp sakalı yolunduğu için korsanları Hıristiyan kıyılarına getiren müntakim mürtedler; yağmaladıkları Palermo kıyılarındaki mahzenlerden çıkan şarabı içip zom olan ve avcıyken av olup kıskıvrak yakalanan gaziler; yeniçerilere fark ettirmeden rotasını değiştirdikleri gemilerini Hıristiyan limanlarına sokmayı başaran esir denizciler; halkın veli mertebesine çıkardığı Hıristiyan doğumlu nev-Müslümanlar; pisledikleri kaplardan yemek yemek zorunda kalan köle kürekçiler; aslında bu serhaddin taçsız kralları.

Maceraları sonraki nesillere aktarılmış bu şanslı azınlığın hikâyelerinden ufak bir seçkiyi baştan çıkarıcı bir girizgâh malzemesi olarak kullanmadan ve okuyucunun ağzına bal çalmadan duramadık. Nefsimize yenilmemiz elinizdeki eserin bu tip enteresan hikâyelerin art arda sıralandığı “eksantrik” bir kitap olduğu izlenimini yaratmasın. Her ne kadar yer yer serhaddin ruhuna uygun rahat bir üslupla yazılmış olsa ve enteresan anekdotlar içerse de, Türkiye ve Avrupa’nın dört bir yanındaki arşiv ve kütüphanelerde uzun yıllar süren araştırmaların bulgularını içeren eserimiz katı bilimsel kuralları itinayla takip etmekte. Ve her bilimsel eser gibi literatüre yeni bir şey katmakla mükellef. O zaman hep birlikte soralım: Doğu Akdeniz’den gelip Kuzey Afrika’ya yerleşen ve buradan gerçekleştirdikleri akınlarla sadece tüccar gemilerini değil, Izlanda ve Azorlara kadar Avrupa kıyılarını da vuran gazilerimizin faaliyetlerini korsanlığın altın çağı diyebileceğimiz bir dönemde analiz etmeye çalışan elinizdeki bu eserin bugüne kadar yazılanlardan farkı ne?

Birinci ve belki de en önemli fark kullanılan kaynaklar. Bugüne kadar Türkiye’de Osmanlı korsanlığı üzerine yapılmış birkaç akademik çalışma Istanbul bürokrasisi tarafından üretilen belgelere dayanmaktadır. Milyonlarca belgeyi ihtiva eden Osmanlı arşivlerinin oldukça zengin olduğu yadsınamaz bir gerçek olsa da, bu, söz konusu belgelerin her konu için uygun olduğu anlamına gelmemektedir. Birkaç nedenden dolayı elimizdeki kaynaklar onaltı ve onyedinci yüzyıldaki Osmanlı korsanlığı söz konusu olduğunda Batıdakine benzer kapsamlı analitik çalışmalara yeterli altyapıyı sağlayamamaktadır.1 ilk olarak, bir serhad fenomeni olan korsanlığın sadece Osmanlı vakanüvislerinden, Divan-ı Hümayun’da alınan kararlardan ve Tersane kayıtlarından anlaşılması imkânsızdır. Bunlar Osmanlı elitlerinin ve bürokrasisinin perspektifini ve serhad ile payitaht arasındaki ilişkileri gözler önüne serebilir; ancak serhaddin kompleks ve çok katmanlı realitesini yansıtamaz. Cezayir, Annaba, Benzert, Halkü’l-Vad, Susa, Trablusgarb, Avlonya ve Ayamavra gibi limanlarda korsanlığa hâmilik etmiş taşra yöneticilerinin geride herhangi bir kayıt bırakmaması da durumu kötüleştirmektedir. Az sayıdaki yerel Arapça kaynakların kullanılamaması da başka bir handikap olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunların yerine kullanılabilecek Osmanlıca kronik ve el yazmalarının ise yetersiz kaldığı aşikârdır; bunlar hem sayıca çok azdır hem de Batı kaynaklarındaki gibi net ve analitik bilgiler içermekten uzaktır.

Bütün bu sınırlamaların sonucunda ana kaynağımızı oluşturan merkezî bürokrasinin ürettiği belgeler Osmanlı korsanlığının ve denizciliğinin idarî ve mâlî kısmına ışık tutmaktadır; ancak bunlar askerî, iktisadî ve içtimaî konularda bize sistematik ve doyurucu bilgiler vermekten uzaktır. Ayrıca lisan eksikliği ve üniversite kütüphanelerinin yetersiz olmasından mütevellit yabancı dildeki neşriyatın takip edilememesi, askerî tarih alanındaki en temel bulguların bile Türkçe akademik eserlere duhul edememesine yol açmıştır. Birincil kaynakların yetersizliğine modern araştırmaların kullanılmaması da eklenince, yazılan eserlerin bahriye tarihinden çok müessese tarihi olmasına kimse şaşırmamalıdır.

Bir tarihçinin ilk sorması gereken sualler hâlâ sorulamamıştır: Bir korsan akınında kullanılan taktikler nelerdir? Avlarını ağlarına düşürmek için korsanlarımız hangi aldatmacalardan yararlanmaktadırlar? Stratejik öncelikler gemi inşa tercihlerini nasıl etkilemiştir? Askerî teknolojideki değişikliklere bağlı olarak bu tercihler yüzyıllar içinde nasıl bir değişime uğramıştır? Ateşli silahların ucuzlayıp yaygınlaşması merkezî donanmalarla korsan filoları ve çektirilerle yelkenliler arasındaki dengeleri nasıl değiştirmiştir? Amfibik harekâtlar topların yaygınlaşmasından ve yeni kale tiplerinin ortaya çıkmasından nasıl etkilenmiştir?

Korsan gemilerinde denizcilerimiz nasıl bir yaşam sürmektedir? Ne yiyip içmekte, doğal ihtiyaçlarını nasıl karşılamakta ve denizin belirsizliklerine hangi ibadet ve ritüellerle karşı koymaktadır? Hastalıklarla nasıl mücadele edilmekte, hijyen ve disiplin nasıl sağlanmaktadır? “Osmanlı” korsanları hangi milletlerden gelmektedir? Mühtedi ve Hıristiyan denizciler Müslüman dünyaya ne kadar adapte olmuş, aileleri, vatanları ve reddettikleri inançlarını ne dereceye kadar arkalarında bırakabilmişlerdir? Gazilerimiz fırsatçı yağmacılar mı, yoksa İslam’ın bayrağını taşıyan nusret-karin din savaşçıları mıdır?

Korsanlık ganimetinin liman ekonomisine katkısı ne boyuttadır? Ele geçirilen mallar nasıl elden çıkarılmakta ve paylaşılmaktadır? Korsanlık da eşkıyalık gibi ekonomik marjinalizasyonun kaçınılmaz bir sonucu mudur? Bazı limanları korsanlığa mahkûm eden topoğrafik özelliklerden söz etmek mümkün müdür? Korsanlık, ticaret ve kaçakçılık arasındaki ilişki nedir? Korsanlıkla deniz haydutluğu, yani piratlık arasındaki teorik fark pratikte kendisini nasıl göstermektedir? Korsanlarımızın yavaş yavaş gelişmeye başlayan uluslararası hukuktaki yeri nedir?

Osmanlı denizciliğini bugüne kadar sadece idarî ve mâlî açıdan inceleyen bir tarihyazımının bulgularının ötesine geçmek ve yukarıdaki soruların cevabını bulmak ancak yeni kaynaklara yönelmekle mümkündür. Osmanlı vakanüvisleri ve arşiv belgeleriyle karşılaştırmalı bir şekilde kullandığımız Fransızca, İtalyanca, İspanyolca, İngilizce, Almanca, Latince, Portekizce ve Katalanca kaleme alınmış birincil ve ikincil kaynaklar, hiç bilmediğimiz, şurada burada ipuçlarına rast geldiğimizde de kötü metodolojik tercihler veya ideolojik saiklerle hemen göz ardı ettiğimiz bir serhad dünyasını gözler önüne serecektir.

Arşivlerdeki diplomatik yazışmalar ve casus raporları korsanlarımızın faaliyetleri ve başkentlerde yarattıkları etkiyi günbegün incelememize imkân vermektedir. Bu belgeler aynı zamanda gazilerimizin merkezî donanmalara yaptıkları katkıyı ya da bu donanmaların korsanlara karşı yaptığı hazırlıkları bizlere gösterme potansiyeline sahiptir. Son olarak, bunlar şu ana kadar hakkında çok da bir şey bilmediğimiz birçok korsanın kökenleri, aileleri ve şahsiyetleri hakkında teferruatlı bilgiler içermektedir. Elimizdeki detaylı korsan biyografilerinin hepsinin bu tip kaynaklardan yararlanılarak yazılması da bu savımızı açıkça desteklemektedir.

Yine bu diplomatik yazışmalarla birlikte Malta ve Galata’daki mahkeme kayıtları incelendiğinde korsanlığın hukukî yanıyla ilgili birçok vakayı gün ışığına çıkarmak mümkündür. Floransa, Pisa ve Malta gibi korsanlarla ilgili zengin arşivlerdeki raporlar hem Osmanlı korsanları hem de bunların rakipleri olan St. Jean ve Santo Stefano şövalyeleri hakkında önemli bilgiler sunma potansiyeline sahiptir. Marsilya gibi ticaret merkezlerinin kayıtları da korsanlığın iktisadî yönüne ışık tutacaktır. Elinizdeki kitapta bu kaynakları derinlemesine kullanmadıysak bunun nedeni Nadal ve Fontenay gibi usta tarihçilerin bunu zaten yapmış olmasıdır; ancak, iktisat tarihi üzerine uzmanlaşan tarihçiler için hâlâ buralarda yapılacak çok iş vardır.

Osmanlı arşivleri de korsanlığa iki yönden ışık tutma potansiyeline sahiptir. Başbakanlık Osmanlı Arşivleri’ndeki kayıtlar bu serhad vilayetlerinin ve bunların başına buyruk kahramanlarının İstanbul’la arasındaki ilişkiyi aydınlatabilirken [bkz. Onikinci Bölüm], şeriyye sicillerindeki kayıtlar korsan mağdurlarının hizmetindeki hukukî mekanizmaların işleyişini mercek altına almayı mümkün kılacaktır. Venedik arşivindeki kayıtlarla desteklendiğinde bu sicillerin hukuk ve diplomasi tarihi için ne kadar önemli olduğunu yakın bir zamanda Joshua White bize göstermiştir.

Beğendiniz mi?

0 / 5 0
"

Sultanın Korsanları kitabının ön okuması bu kadar. Kitabı beğendiyseniz tamamını okumak için aşağıdaki satın alma linklerini kullanabilirsiniz.

idefix trendyol D&R kitap365

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Daha Fazla İçerik
Kültür