Kusur bulanların yanında huzur bulamazsınız…

Dört bir yanımız, dünyanın kendi etrafında döndüğüne inanan narsislerle çevrili…

İşin garibi, bir narsise âşık olmak fazlasıyla kolay… Çünkü onlar üstün zekâları, manipülasyon kabiliyetleri ve karizmalarıyla yeryüzünün en çekici âşıkları… Ne yazık ki sevmek yerine, seviyor gibi yapabilme ustalıkları yadsınamayacak kadar güçlü…

Hakan Mengüç’ün kaleme aldığı GİTMELİ MİYİM KALMALI MIYIM adlı bu kitap romancılığın ezberlerini bozarak yepyeni bir okuma disiplini vaat etmesinin yanı sıra, narsisizmin gölgesinde yaşanan huzursuz ve mutsuz ilişkilerin psikolojik dehlizlerine inerek günümüz ilişkilerine ayna tutuyor.

Bu kitapta bir narsisin yarattığı alevlerle dolu sahte cennetten nasıl kaçabileceğinizin ve giderek yok edilmekte olan özgüveninizi nasıl geri kazanabileceğinizin ipuçlarıyla da karşılaşıyor olacaksınız. Çünkü bu sadece bir roman değil, aynı zamanda bir kurtuluş yolu…

Aleyna ve Ertan’ın “aşk gibi” görünen savaşında kendinizden çok şey bulacaksınız.


HAKAN MENGÜÇ

GİTMELİ MİYİM

KALMALI MIYIM

Sana kendini çaresiz ve değersiz

hissettiren narsislerle bir ömür geçer mi?

-I-

“İşte bu şarkı hepsinden iyi oldu!” diye bir sevinç çığlığı attı Aleyna… Kusursuz bir kayıttı bu… Hem de tek seferde…

“Daha iyisi olamazdı” dedi Arkın. Hiç zorlanmadan, sadece iki provayla şahane bir ana kayıt almayı başarmışlardı.

“Çözdük bu işi Aleyna! Akustik deyince artık akla sadece senin ismin gelecek…”

Uzun bir maratonun sonunda ipi göğüslemiş olmanın yorgunluğu ve gururuyla gülümsüyordu Aleyna.

“Nihayet” dedi. Gözü yine cep telefonunda… Sabahtan beri kaç defa aramıştı annesi… Sessize alıp sehpanın üzerine bıraktı öylece…

“Aradığımız sound’u sonunda bulduk çocuklar. Ekip yavaş yavaş oturacak gibi görünüyor ama daha da iyi olmalıyız…”

“Olacak tabii” diye karşılık verdi Arkın. “İlk defa kemik bir orkestramız oldu. Her kayıtta yeni orkestra kurmak zorunda kalmıştık şimdiye kadar. Prova yapmaktan kayıt alamıyorduk ki… Bundan sonra kemik kadroyuz… Dağılmayacak bu ekip… Uyum, sinerji, süreklilik çok önemli bu işlerde. O gitsin bu gelsin olmaz…”

“Aynen Arkın, artık bir arada tut şu orkestrayı. İçim şişti yeni insanlarla çalışmaktan. Kendi orkestramı tanımıyorum yahu. Hepsi yabancı! Neyse… Sen de öğreneceksin bu işi… Kadroyu sağlam tutmayı yani…”

Arkın’ın yüzü düşmüştü bir anda. Havalara uçup minnetle boynuna atılmasını beklediği Aleyna’nın bir türlü hiçbir başarıyla tatmin olmamasını can sıkıcı buluyordu açıkçası. Bu kadar da olmazdı yani… İnsan hiç değilse bir kere teşekkür eder, “Ellerinize, emeklerinize sağlık” der, yalan da olsa memnun gibi görünürdü. Ayrıca ekibi bir arada tutamamalarının başlıca nedeni sanki kendisi değil de Arkın’mış gibi davranması yok mu, deli ederdi insanı… Şeytan diyor ki kapıyı göster şu kıza da burnu sürtsün biraz müzik piyasasında…

“Hadi canım başka kapıya… Git de görelim bakalım hangi müzisyen sana yarım saatten fazla katlanır?… Şımarık, kibirli Barbie bebek…” diye saydırıyordu içinden Arkın.

Elbette her şeyin daha iyisi vardı, olabilirdi ama bir yıldır elde edebildikleri en iyi sonuç buydu işte, yapacak bir şey yok… Azıcık tadını çıkarsalar, keyfini sürseler, başarının havasını atsalar, hazzını yaşasalar ne olurdu ki?

“Youtube’daki o aptal kayıtların hepsini silelim” dedi Aleyna. “Zaten izlendiği de yok. Yeni işlerimizin itibarından yemesin boşuna. Hepsi temizlendikten sonra bu yeni videoyu yükleyip duyurusunu yapalım. Her yerde tanıtım kasacağız bu işe… O yüzden eskiler tamamen yok olsun. Sağda solda aptal kayıtlar kalmasın. Bütün yatırımımız boşa gider yoksa…”

“Halledeceğim ben o işi” dedi Arkın. Toparlanmaya çalışan orkestraya yardım etmek için kalktı yerinden. Belli ki Aleyna’nın ağzından coşku ve memnuniyet dolu sözler dökülmeyecek, kimseyi takdir edip onaylamayacaktı.

Orkestranın enerjisi düşsün istemiyordu Arkın. Çocukları öyle bomboş evlerine yollamak da gelmiyordu içinden. Ne uzun ve zorlu çabalardan sonra böyle birbiriyle uyumlu, yetenekli, profesyonel, sorunsuz bir ekip kurabilmeyi başarmıştı. Birlikte çok iyi işler yapabileceğini düşündüğü bu müzisyenlerle daha yakın ve güçlü ilişkiler kurabilmenin peşindeydi.

Aleyna’nın mesafeli ve memnuniyetsiz tavırları yüzünden hiçbirinin motivasyon ve enerji kaybı yaşamasını istemezdi. Bu şımarık solisti bir an evvel stüdyodan yollasa iyi ederdi. Çocuklarla kalıp bir şeyler içerler, sohbet ederler, yeni projelerden konuşabilirlerdi böylece…

“Eh, ne yapıyoruz şimdi abi?” diye sordu orkestra şefi baterist. “Kaçalım artık biz…”

“Kaçmayın” dedi Arkın. “Kalırız biz. Konuşuruz daha. Hem bir şeyler içeriz.”

Aleyna’yı yollama arzusuyla “Sen de çok yoruldun bugün” dedi Arkın. “Git dinlen biraz. Sesin de dinlensin. Birkaç gün konuşma bile… Sınavların varmış hem. Kapan eve, ders çalış…”

“Ne dersi, ne dinlenmesi Arkın, şaşkın mısın nesin? Bir dolu işimiz var daha” dedi Aleyna. “Tek seferde kayıt aldık diye olayı bitirdik kafasına girdiniz birden. Olay yeni başlıyor arkadaşlar! Asıl mesele bundan sonra… Kanalı sıfırlıyoruz. Bambaşka bir iş çıkarıyoruz ortaya. Yeni bir tarz yapıyoruz…”

“Stüdyoda mı yaşayalım yani bundan sonra? Bugünlük işimiz bitti. Gerisini yarın konuşuruz…”

Hazır orkestrayı bir arada bulmuşken toplantı yapmanın iyi olacağını düşündü Aleyna. Ancak annesinin arayıp durmaktaki ısrarı çok sinirini bozuyordu. Ne derdi varsa yazsa ya Whatsapp’tan. Konuşmak için uygun bir ortamda olmadığını anlayamıyor muydu kızının? “Bu kadar da anlayış yoksunu olunmaz ki” diye geçirdi içinden Aleyna. Telefonu ters çevirip dikkatini ekibe yoğunlaştırmaya çalıştı.

İyi bir menajere ihtiyacı olduğunu söyledi çocuklara. Bu sorunun derhal halledilmesi gerektiğini düşünüyordu. Bunca zamandır hayal ettiği ilerlemenin bir türlü gerçekleşememiş olmasının tek nedeni, doğru menajerle işbirliği yapamamak olduğuna inanıyordu.

Her biri ünlü sanatçılara çalan müzisyenlerinden bu konuda kendisine yardımcı olmalarını istedi açıkça.

“Sıla’nın menajeri kim mesela?” diye sordu. “Sıla’nın işlerini çok beğeniyorum. Çok iyi bir menajeri var belli ki… O ekiple görüşmek isterim. Mabel Matiz’in menajeri de olabilir. Sen ikisine de çalıyorsun değil mi? Bence hiç fena işler yapmıyorlar. Gayet iyiler hatta… Benim de tarzıma çok uygun… Tam hedefimdeki kafalar bunlar…”

“Olabilir” dedi şef baterist… Aleyna’nın menajer sorunuyla hiç ilgilenmediğini, bu konuda parmağını bile kımıldatmayacağını açıkça belirtse de Aleyna ısrarla menajer meselesinin etrafında birtakım sorular sormaya ve taleplerde bulunmaya devam ediyordu.

“Mabel Matiz’in menajerinin telefonunu ver sen, bizim Arkın arayıp konuşsun bakalım, bir toplantı istesin” dedi Aleyna. “Şartların ne olduğunu öğrenelim önce… Bu yeni kaydın videosunu izletelim mesela… Bence en az bir milyon izlenme alacak yeni klip. Youtube’cu bütün arkadaşlarımız destek atacak… Bir iki oyuncuya da paylaştırabilirsek çok güzel olur ama nasıl ulaşacağız bakalım onlara? Spotify işini de hallediyoruz inşallah. Bundan sonra daha profesyonel olmak zorundayız.”

Baterist saatin geç olduğunu söyleyerek, “Benim başka bir provaya yetişmem lazım” dedi. “Hafta sonu konser var. Çıksak iyi olur.”

Aleyna yine istediğini alamamanın verdiği memnuniyetsiz ifadesiyle gözlerini devirerek “İyi madem…” dedi. “Menajerin numarasını vermeyi unutma ama… Ayrıca benim için Mabel Matiz’e sorar mısın yeni kliple ilgili story atar mı?”

“Ben böyle emrivakilere giremem Aleyna, kusura bakma” dedi baterist sonunda. “Biz orkestrayız. Kariyer yönetimi işleri bizde değil. Sanatçıları hatır gönül işleriyle taciz etmek de güzel değil ayrıca. Onlar da zor durumda kalıyor sonra… Sıkıntı olur yani…”

“Sen çalıştığın sanatçıların kafasından daha star bir kafaya girmişsin bayağı!” dedi Aleyna alaycı bir gülümsemeyle. “Neyse biz Arkın’la hallederiz o işleri… O zaman yeni şarkı için gruptan haberleşiriz. Yeni şarkıya da prova lazım… Youtube’dan eski kayıtları sileceğimiz için en az üç dört şarkımız hazır olmalı elimizde… Üst üste basacağız hepsini.”

“Bakarız” dedi baterist sıkıntılı bir iç çekişle. Bir an evvel orkestrayı da alıp çıkmak istiyordu stüdyodan. Bu kıza daha fazla tahammül edemeyecekti. “Arkın biz kaçtık. Sonrası için gruptan yazışırız…”

“Eyvallah abi!” dedi Arkın, ortamdaki tatsızlığın farkında… “Haber vereceğim size… Hepinizin eline yüreğine sağlık… Müthiş bir iş çıkardınız. Sayenizde patlayacak bu şarkı. Bomba etkisi yaratacak, göreceksiniz.”

“Eyvallah!” dedi baterist…

Orkestranın peşinden Arkın’ın kapıyı kapatmasıyla Aleyna’nın öfkesinin patlaması bir oldu neredeyse.

“O ne demekmiş öyle Arkın Bey! Orkestranın sayesinde mi bomba işler yapıyoruz biz? Orkestra olmasa bomba yok mu? Ne saçma kafalar bunlar ya… Sonra hepsinin egosu çalıştıkları sanatçıdan daha fazla şişiyor… Hepsi kendini bir halt sanıyor. Sanırsın Queen…”

Arkın, az önce bateristin kalktığı koltuğa çökerek başını ellerinin arasına aldı. Yorgun ve bıkkın bir iç çekişle öylece bekledi bir süre… Ne söyleyecekti, nasıl söyleyecekti, hem söylese de Aleyna anlayacak mıydı ki onu? Yine de şansını zorlayarak konuşmaya çalıştı.

“Hiç değilse bir teşekkür etseydin orkestraya” dedi. “Hepsi iyi müzisyen… Yıllardır sektörde ekmek yiyen adamlar. Çalmadıkları sanatçı yok neredeyse… Konserden konsere, kayıttan kayıta koşan herifler…”

“Bedava mı geliyorlar sanki?” diye karşılık verdi Aleyna. Tutumunda bir haksızlık ya da saygısızlık olduğu düşüncesini aklına bile getirmemiş. “Hepsine para ödedim. Hatırımız için gelmediler sonuçta… Çalıştıkları sanatçılar teşekkür mü ediyormuş onlara?”

“Bizden alacakları paraya hiç ihtiyaçları yok. Formalite bir ücret ödedik. Adamlar o paraya enstrümanlarının kutusunu bile açmaz. Hem olay para değil sadece… Bunlar sanatçı adam. Motivasyon çok önemli… İnandıkları şeyin içinde olmak isterler. Duygusal tatmin de lazım bu işlerde. Ekip ruhu şart… Yoksa iyi işler çıkmaz ortaya… Başarılı dediğin o sanatçıların hepsi kemik kadro çalışıyor.”

“Menajerin telefon numarasını bile vermedi yahu! Ne teşekkür edecekmişim?…”

“Hah, o da ayrı mesele” diye çıkıştı Arkın. “Orkestradan menajer numarası istemek de neymiş? Ortada bir tane doğru düzgün videomuz yok. Olanların hepsini sileceğiz. Kanalı yenileyeceğiz. Yeni imaj, yeni tarz yapıyoruz. Kendimizi kanıtlamadık daha. Hele bir yola düşelim. Bir iki milyon izlenme alalım. Yatırımlarımızı yapalım. Sonra onlar gelir zaten menajerlik teklif etmeye.”

Aleyna sırt çantasını omzuna atıp, sarı saçlarını spor şapkasının altında toplayarak çıkmaya hazırlandı. Sehpanın üzerine yüzüstü kapattığı cep telefonunu alıp baktı ekranına. Annesi arıyordu ve yine de hâlâ derdinin ne olduğunu yazmamakta inat ediyordu.

“Herkes kafayı yemiş” diye söylendi Aleyna. Kendinden emin adımlarla kapıya doğru yürüdü. Sinir bozucu, kibirli bir sükûnet takındı üzerine. “Ne kadar yapmacık” diye düşündü Arkın. “Kız bir Amerikan filminin içinde yaşıyor sanki…”

Aleyna, kapıyı açıp arkasını döndü ve tehditkâr bir sesle konuşmaya başladı:

“Dünyanın parasını harcadım bu iş için… Her şey profesyonel olsun istiyorum artık. Ekibi kurup ilerleyelim. Ben keşfedilmeyi beklemiyorum Arkın. Yaptığım işe güveniyorum. Sen kendini kanıtlama ihtiyacı içindeysen bilemem. Ben değilim…”

“Henüz bir star değilsin ama star kurallarına göre oynamak istiyorsun Aleyna, bu doğru değil… Hem sana hem bize zarar verir bu kafa. Yaptığımız işe inanmamız çok kıymetli evet… Ama star olduk kafası için çok erken… Öteki çekimde bu orkestrayı bir daha toparlayamazmışız gibi geliyor bana. Yani yine sil baştan yapacağız. Bu zaman ve para kaybı demek… Emek kaybı, motivasyon kaybı demek. Patinaj çekiyoruz demek. Star kafası yaşamak bize pahalıya patlayacak… Ben senin düşmanın değilim, anlatabiliyor muyum?”

“Vazgeçebilirsin Arkın. Zorla değil…” dedi Aleyna, umursamaz bir tavırla…

“Ne kadar rahat ve ne kolay söyledi” diye düşündü Arkın. Bunca emek, bunca çaba, bunca sıkıntı… Hep boşuna mı yani?

Buz gibi bir sessizlik, çelikten bir bıçak gibi kesti ikisinin arasındaki iletişimi… İki ayrı dünyadan birbirlerine bakıyor gibiydiler o an.

Arkın’ın omuzlarından ağır yükler düşmeye başlamıştı tek tek… Bu onu hafifletiyordu kuşkusuz ama derin bir hayal kırıklığı da yaşamıyor değildi… Yüklerinden kurtulurken, hayal kırıklıklarının açtığı yaralara da katlanmak zorunda kalıyordu bir yandan.

“Eyvallah” dedi. “Bu iş bana da çok zaman kaybettirdi zaten. Ayrıca çok insan kaybettim. Kredilerim tükendi… Benim de kendi yoluma bakmam lazım bir yerde…”

“O zaman kendi yolun açık olsun Arkıncığım. Asıl sen bu kafayla gidersen stüdyosunu ona buna kiralayan bir tonmaister olarak kalmaya devam edersin. Yapımcılık çok uzak bir ihtimal sana canım… Kaydın son halini wetransferden atarsın bana…”

Sinirden elleri titriyordu Aleyna’nın. Dudaklarını kemiriyordu kanatırcasına. Kendi kendine söylenip duruyordu merdivenleri inerken… Asansörü beklemeye bile tahammül edemedi. Burnundan soluyordu adeta…

“Allah hepsinin belasını versin. Ruh hastası olmuş hepsi… Kompleksten geberecekler… Aptala dönmüş, ezikler… Zavallılar… Sanki bulamam menajerin numarasını. Al sok bir tarafına… Kendimi kanıtladığımda menajerler zaten arayacakmış beni. Siz daha bana bile kanıtlayamadınız kendinizi be… Ben kime neyi kanıtlayacakmışım? Salaklar… Siz bana hizmet ediyorsunuz, ben size değil… Bunu anlayacak kadar bile akıl yok o koca kafalarda.”

Güvenlik kulübesinin önünde bekleyen taksilerden birine atladı hemen.

“Maslak” dedi. “Kulelerin oradaki yeni siteye…”

Söylenmeye devam ediyordu hâlâ… Bir türlü hırsını alamıyordu Arkın’dan. Deliye dönecekti öfkesinden… “Hadsiz!” diyordu içinden. “Senin ne haddine bana ayar çekmek, akıl öğretmek? Ezik bir tonmaistersin işte… Bir halta yarıyor olsan, Bakırköy’de tamirciden bozma bir stüdyoda bırakmazlardı seni. Neydin ki ne olacaksın? Hayatının fırsatını kaçırıyor enayi… Beyinsiz… Kompleksli, ezik… Orkestranın motivasyonunu düşünene kadar benim motivasyonumu düşünsen, hepimiz daha kârlı çıkardık ama nerede sende o akıl?”

Taksiden inerken annesinin çaldırdığını gördü yine. …

"

Gitmeli miyim Kalmalı mıyım kitabının ön okuması bu kadar. Kitabı beğendiysen senin için en uygun fiyatlı satın alma seçeneklerini listeledik.

pttavm D&R

beğendiniz mi?

Gitmeli miyim Kalmalı mıyım (2021)

Gitmeli miyim Kalmalı mıyım

Kişisel Gelişim
Yazar: Hakan Mengüç  
İlk Basım: 2021
Yayınevi: Destek Yayınları