Amerikan edebiyatının büyük ustalarından Jack London’ın unutulmaz romanı Vahşetin Çağrısı hemen hemen tüm dillere çevrilmiş, gerçek anlamda bir klasik niteliği kazanmıştır.
Dünya edebiyatında kendi kendini yetiştiren yazarların en yetkin örneklerinden biri olan Jack London, en güçlü ve etkileyici yapıtlarından biri sayılan Vahşetin Çağrısı’nda, kızağa koşulan bir kurt köpeğinin amansız yaşam savaşını anlatır. Alaska’nın yabanıl ortamında yaşayan insanların acımasızlığından payına düşeni alan Buck, ayakta kalabilmek için inanılmaz bir savaş verecek, giderek yabanın çekiciliğine kapılarak özgür seçimini yapacaktır.

Ne ki, Buck’ın bir köpek olduğunu bilmesek, onun başından geçenleri bir insanın zorluklarla dolu yaşamöyküsü olarak da okuyabiliriz. London, bir köpeğin öyküsünün ardında, insanlık durumunun ürkütücü bir panoramasını önümüze serer.


Vahşetin Çağrısı, Amerikalı Jack London tarafından yazılmış bir romandır. Roman, Klondike Altına Hücumunda evcil bir kızak köpeğinin, sahibinin haberi olmaksızın doğal/vahşi ortama sokulması neticesinde, vahşi doğaya adapte olması ve doğada yaşadığı olayları konu edinmektedir. Roman 1903 yılında yayımlanmış, Londra’da en çok okunan kitap olmuş ve yazarın en iyi yapıtlarından biri sayılmıştır. Hikâyede Buck adlı bir köpek anlatılır, sahibinin evinde mutlu ve huzurlu bir yaşam sürerken birden değişen hayatı vurgulanır.

Konusu

Hikâye, büyük ve güçlü bir St. Bernard-Scotch Collie karışımı olan Buck ile açıldı, California’nın Santa Clara Vadisinde mutlu bir şekilde, zengin Yargıç Miller ve ailesinin şımartılmış hayvanı olarak yaşadı. Bununla birlikte, bahçıvan yardımcısı Manuel, kumar bağımlılığını finanse etmek için çaresiz bir paraya ihtiyaç duyduğunda, Buck’ı çalar ve büyük, kazançlı bir miktar para karşılığında onu satar. Buck Seattle’a gönderildi. Bir sandık içinde aç ve kötü muamele görüyor. Serbest bırakıldığında, yalnızca “kırmızı süveterli adam” olarak bilinen, gözetmenine saldırır, ancak bu adam “klübün yasasını” öğretir ve yeterince kovulana kadar Buck’a vurur (ancak adam durduktan sonra biraz nezaket gösterir). Buck daha sonra Kanada hükümeti François ve Perrault’dan bir çift Fransız-Kanadalı göndericiye satıldı; Orada onu bir kızak köpeği olarak eğitiyorlar ve onu Kanada’nın Klondike bölgesinde sürüyorlar. Takım arkadaşlarından hızlı bir şekilde soğuk kış geceleri ve toparlanmaya devam etmeyi öğrenir. Buck ve acımasız, tartışmasız baş köpeği Spitz arasında bir rekabet gelişiyor. Buck sonunda Spitz’i yenerek dövüşür ve onu öldürür, ardından takımın yeni lideri olur.

François ve Perrault, Yukon Trail’in gidişatını rekor sürede tamamladığında – gönderileriyle Skagway’e geri döndüğünde – ve Kanada hükümetinden yeni emirler aldıklarında, ekipleri daha sonra “Scotch yarı cins” bir adama satıldı. ayrıca posta servisini de çalışıyor. Köpekler şimdi madencilik alanlarına ağır yükler taşımak zorundalar ve yaptıkları yolculuklar yorucu ve uzun. İz bu koşu sırasında, Buck kısa bacaklı “kıllı bir adam” ile asılı köpek atalarının anıları var gibi görünüyor. Bu arada, bıkkın köpekler zayıflar ve takımlardan biri olan morose husky Dave ölümcül hastalanır ve sonunda vurulur.

Buck’ın bir sonraki sahipleri, Kuzey Amerika’da hayatta kalma konusunda deneyimsiz olan Mercedes, koyun gibi kocası Charles ve kibirli kardeşi Hal adlı Amerikan Southland’daki (bugünkü bitişik Birleşik Devletler) damgalanmış üçlüsü. Kızağı kontrol etmek için mücadele ederler ve diğerlerinden gelen yararlı önerileri görmezden gelirler – özellikle de baharın erittiği uyarıları tehlikeler. Mercedes’e kızağının çok ağır olduğu söylendiğinde, modaya uygun nesneler lehine çok önemli malzemeleri boşaltıyor. Ayrıca aptalca 14 köpekden oluşan bir ekip oluşturuyorlar, yanlışlıkla daha fazla köpekle daha hızlı gidebileceklerini düşünüyorlardı. Fazla çalışan köpekleri fazla beslediler ve daha sonra gıda arzı düştüğünde onları aç bırakmaya zorlandılar. Takımdaki köpeklerin çoğu zayıflık, ihmal veya hastalıktan ölüyor – White River’a girdiklerinde sadece beş köpek bırakıyorlar.

Orada, köpeklere kötü muamele gördüklerini ve zayıflamış durumda olduklarını fark eden, deneyimli bir açık havada çalışan John Thornton ile tanışıyorlar. Üçlüyü nehri geçmeye karşı uyarıyor, ancak tavsiyesini görmezden geliyorlar ve Buck’ın ilerlemesini emretti. Bitkin, açlıktan ölmek ve ilerideki tehlikeyi hissetmek, Buck reddediyor ve karda hareketsizce uzanmaya devam ediyor. Buck, Hal tarafından dövüldükten sonra, Thornton, sürücünün Buck’a davranmasıyla iğrenir, Hal’e balta poposuyla vurur ve Buck’ı izlerinden kurtarır. Thornton’u geçemediğinde, üçlü nehirden kalan köpeklerle geçip geçmeye çalışır, ancak Thornton’ın uyardığı gibi, buz kırılır ve köpekler ve insanlar (ve onların kızakları) nehre düşüp boğulur.

Buck sevmeye ve Thornton’a sadık kalmaya başlar ve onu tekrar sağlığına çeker. Adam bir nehre düştüğünde Thornton’u kurtarır. Thornton, onu altın için pan yapmaya götürdükten sonra, Matthewson adında bir bonanza kralı (belli bir alanda zengin olan biri), Thornton’u köpeğin gücüne ve bağlılığına adamıştır. Buck, yarım ton (1.000 kiloluk (450 kg)) un yükünü donmuş topraktan arındırılmış bir kızağı kırarak, 100 metre (91 m) çekerek ve Thornton’u 1.600 ABD doları altın tozu ile kazanarak Thornton için bahsi kazanır. Skookum Banklarının bir kralı Buck’ı satın almak için büyük bir miktar teklif ediyor, ancak Thornton ona düşkün oldu ve düşüyor.

Thornton kazancını kullanarak borçlarını alır, ancak arkadaşlarıyla Pete ve Hans, Buck ve diğer altı köpeği kızartıp, efsanevi bir Lost Cabin arayan altınları aramaya devam eder. Uygun bir altın bulduktan sonra köpeklerin yapacak hiçbir şeyi yoktur ve Buck’ın ilkel “kıllı adam” ile takılmaya daha fazla dayanan hatıraları vardır. Thornton ve iki arkadaşı bir kampa girerken, Buck vahşi doğanın çağrısını duyar, doğayı araştırır ve yerel bir paketten bir Kuzeybatı kurtla sosyalleşir. Ancak, Buck kurtlara katılmamaya karar verir ve Thornton’a dönmeyi seçer. Thornton ve vahşi arasında tekrar tekrar ileri gider. Stratejik olarak bir boğa geyiği öldürdükten sonra kampa döndüğünde, Hans ve Pete’in öldürüldüğünü gördü, sonra Thornton’un aynı kaderi yaşadığını gördü – bir Kızılderili Yeehats grubunun elinde. Öfkelenen Buck, Thornton’un intikamını almak için yerlilerin birçoğunu öldürdü ve sonra bütün bir kurt sürüsü tarafından saldırıya uğradı. Buck savaşı kazanır, sonra da onunla sosyalleştiği aynı kurtun savaştığı pakette olduğunu bulur. Buck daha sonra kurdu ve çantasını ormana doğru izler ve vahşi doğanın çağrısına cevap verir.

Buck efsanesi, diğer Amerikan yerlileri arasında Northland’ın (Alaska ve kuzeybatı Kanada) “Hayalet Köpek” olarak yayılmıştır. Buck, yılda bir kez, Yeehats’a yaptığı saldırının yıldönümünde, ölümlerini yaslandırmak için Thornton, Hans ve Pete’le en son geçirdiği eski kampta, her kış kurdu yönetirken ortaya çıkıyor. paketi, Yeehats’ın intikamını mahvetti, “daha genç dünyanın bir şarkısını söylerken paketin şarkısı.”


Vahşetin Çağrısı

İlkelliğe Doğru

“Göçebe misali gelir eski özlemler, Aşındırır alışkanlığın zincirini; Uzun kış uykusundan tekrar Uyandırır içindeki vahşiyi.”

Buck gazete okumazdı, okusaydı sadece kendisi için değil, Puget Sound’dan San Diego’ya kadar güçlü kasları, sık ve uzun tüyleri olan tüm Güneyli köpekler için belanın yaklaşmakta olduğunu bilirdi- Kuzey Kutbu’nun karanlığında el yordamıyla aranmakta olan insanlar sarı bir metal buldukları ve buharlı gemi ve nakliye şirketleri buluşu her tarafa iyice duyurdukları için, binlerce adam akın akın Kuzey’e gidiyordu. Bu adamlar köpek istiyordu; istedikleri de sağlam, kızak çekebilecek güçlü kasları ve kendilerim soğuktan koruyacak kürkleri olan köpeklerdi

Buck, güneşli Santa Clara Vadisi’ndeki büyük bir malikânede yaşıyordu. Buraya Yargıç Miller’ın Yeri denirdi. Ev yoldan biraz geride, yarı yarıya ağaçların arasında gizlenmiş halde durur, ağaçların arasından, evin dört bir tarafını dolanan geniş, serin veranda göze çarpardı. Eve, göz alabildiğine uzanan çimlerin etrafından dolanıp, upuzun kavakların birbirine geçmiş dallarının altından geçen mıcırlı araba yollarından gidilirdi. Evin arkası önünden daha da genişti. Burada on kadar at bakıcısıyla oğlan çocuğunun yaşadığı kocaman ahırlar, hizmetçilerin sarmaşıklarla kaplı, dizi dizi kulübeleri, ek binalardan oluşan sonsuz ve düzenli bir sıra, upuzun asmalar, yemyeşil çayırlar, meyve bahçeleri ve böğürtlen çalıları bulunurdu. Bir de artezyen kuyusu için bir pompa tesisatı ile Yargıç Miller’ın oğullarının sabahları daldıkları ve sıcak öğleden sonralarında serinledikleri büyük beton havuz vardı.

Buck, işte bu büyük malikânede hüküm sürüyordu. Burada doğmuş, hayatının dört yılını burada geçirmişti. Evet, başka köpekler de vardı. Böylesine büyük bir alanda başka köpek olmaması mümkün değildi, ama onlar sayılmazdı. Onlar gelip geçiciydi, tıkış tıkış köpek kulübelerinde kalırlar ya da küçük Japon buldoğu Toots veya Meksikalı tüysüz Ysabel gibi evin kuytu köşelerinde sünepece yaşarlardı -nadiren burunlarının ucunu kapıdan dışarı çıkaran veya yere ayak basan tuhaf yaratıklardı onlar. Bir de, pencerelerden dışarı bakarak Toots ve Ysabel’e tehdit dolu vaatlerle havlayan ve saplı süpürgeler ve yer bezleriyle silahlanmış bir hizmetçiler ordusu tarafından geri püskürtülen en az yirmi tane foks teriyer vardı.

Ama Buck ne bir ev köpeğiydi, ne de bir kulübe köpeği. Bütün bu krallık ona aitti.

Havuza atlar veya yargıcın oğullarıyla ava çıkardı; yargıcın kızları Mollie ve Alice’e uzun süren alacakaranlıkta veya sabahın erken saatlerindeki gezintilerinde eşlik ederek onları korur; soğuk kış gecelerinde gürül gürül yanan kütüphane ateşinin önünde yargıcın ayaklarının dibinde yatar; yargıcın torunlarını sırtında taşır veya çimenlerin arasında yuvarlar ve ahırın avlusundaki çeşmeye doğru aşağıda, hatta onun da ötesinde asma kilitlerin ve böğürtlen çalılarının olduğu yerdeki deli dolu maceralannda onlara gözkulak olurdu. Teriyerlerin arasında azametle dolaşır, Tools ile Ysabel’e aldırış bile etmezdi, çünkü o kraldı.

-Yargıç Miller’ın malikânesinde sürünen, yürüyen, uçan her şeyin kralı, insanlar da dahil.

Kocaman bir Sen Bernard olan Babası Elmo, yargıcın ayrılmaz yoldaşı olmuştu; Buck da babasının yolundan gitmek için elinden geleni yapmıştı. Babası kadar iri değildi, -sadece yetmiş kiloydu- çünkü annesi Shep, bir iskoç çoban köpeğiydi. Yine de yetmiş kilo, iyi yaşamaktan ve kendisine duyulan genel saygı ortamından gelen gururla birlikte, Buck’ın ortalıkta gerçek bir kral gibi dolaşmasına yetiyordu. Ufacık bir köpek olduğu günlerden bu yana geçen dört yıl boyunca adamakıllı bir aristokrat hayatı yaşamıştı, kendisiyle gurur duyardı, hatta münzevi halleri nedeniyle kimi zaman biraz bencilleşen taşra beyefendilerine benziyordu. Ama sadece şımartılmış bir ev köpeği haline gelmeyerek kendini kurtarmıştı. Avlanmak ve buna benzer açık hava eğlenceleri yağlanmasını engellemiş, kaslarını sertleştirmişti ve tıpkı soğuk suyla yıkananlarda olduğu gibi, suya duyduğu sevgi onun da üzerinde uyarıcı etki yapmış, sağlığını korumuştu. işte, 1897 sonbaharında Klondike heyecanı tüm dünyadan insanları soğuk Kuzey’e çektiği sırada, köpek Buck’ın durumu böyleydi. Ama Buck gazete okumuyor ve bahçıvan yardımcılarından Manuel’ın kolu bir arkadaş olduğunu bilmiyordu. Manuel’in bir türlü vazgeçemediği bir günahı vardı Cin piyangosu oynamayı severdi. Oynarken de vazgeçemediği bir zaafı vardı; belli bir sisteme güvenir, böyle yaparak başına gelecek felaketi kesinleştirirdi. Çünkü bir sistemle kumar oynamak için para gerekirdi, oysa bir bahçıvan yardımcısının kazandığı para, bir eşle bir sürü evladın ihtiyaçlarını karşılamaktan fazlasına yetmezdi.

Manuel’in hainlik ettiği o unutulmaz gece yargıç Kuru Uzum Yetiştiricileri Derneği’nin bir toplantısındaydı, oğlanlar da bir spor kulübü kurmakla meşguldü. Hiç kimse Manuel’le Buck’ı meyve bahçesinden çıkıp giderken görmedi. Buck bunun basit bir gezinti olduğunu sanmıştı. Ve tek bir adam dışında kimse onların College Park olarak bilinen küçük tren istasyonuna geldiklerini de görmedi. Bu adam Manuel’le konuştu ve aralarında paralar şıngırdadı.

“Malları teslim etmeden önce paketlemen gerekir,” dedi yabancı tersleyerek ve Manuel Buck’ın tasmasının altına bir parça kalın ip geçirip boynuna iki kat doladı.

“Bunu bükersen nefesi kesilir,” dedi Manuel. Yabancı ona hak verircesine homurdandı.

Buck ipi ağırbaşlılıkla kabul etmişti. Elbette bu onun alışkın olmadığı bir şeydi, ama tanıdığı insanlara güvenmeyi ve her şeyi kendisinden daha iyi bildiklerine inanmayı öğrenmişti. Ama ipin ucu yabancının eline verildiğinde tehdit dolu bir tavırla hırladı.

Sadece bu durumdan hoşlanmadığını ima etmişti, gururu yüzünden ima etmenin emretmek olduğunu sanıyordu. Ama boynundaki ipin iyice sıkılaşıp kendisim nefessiz bıraktığını görünce şaşırdı. Büyük bir öfkeyle adamın üstüne atladı, ama adam onu yarı yolda tuttu, boynundan sıkıca yakaladı ve ustaca bir manevrayla onu sırt üstü fırlatıp attı.

Ardından ip acımasızca sıkılaştı, Buck dili bir karış dışarı sarkmış, kocaman göğsü boş yere nefes almaya çalışır halde, öfkeyle mücadele ediyordu. Hiç böylesine çirkin bir davranışa maruz kalmamıştı ve hayatı boyunca hiç bu kadar öfkelenmemişti. Ama kuvveti gittikçe azaldı ve bakışları camlaştı. Trenin geldiğini ve iki adamın kendisini yük vagonuna attıklarını duymadı bile. Kendine geldiğinde, hayal meyal dilinin acıdığını ve bir tür araçta sarsıla sarsıla gitmekte olduğunu fark etti. Islık çalan bir lokomotifin bir hemzemin geçitten geçerken çıkarttığı tiz çığlık ona nerede olduğunu söyledi. Yargıçla birlikte o kadar çok tren yolculuğu yapmıştı ki, bir yük vagonunda gitmenin ne demek olduğunu bilmemesi mümkün değildi. Gözlerini açtı ve gözlerine kaçırılmış bir kralın küstah öfkesi yerleşti. Adam boynuna hamle etti, ima Buck ondan daha hızlıydı. Dişlerini adamın eline geçirdi ve tekrar soluk alamayıp kendinden geçinceye kadar da gevşetmedi.

“Evet, arada bir çıldırıyor,” dedi adam, kavga seslerini duyarak gelen bagaj memurundan ısırılmış elini saklayarak. “Patron için San Francisco’ya götürüyorum. Orada çatlak bir köpek doktoru bunu iyileştirebileceğini söylemiş.”

O geceki yolculuk hakkında, San Francisco’nun liman bölgesindeki bir meyhanenin küçük sundurmasında adam kendisi hakkında son derece dokunaklı bir şekilde konuştu.

"

Vahşetin Çağrısı kitabının ön okuması bu kadar. Kitabı beğendiyseniz tamamını okumak için aşağıda senin için en uygun fiyatlı satın alma seçeneklerini listeledik.

idefix trendyol D&R kitap365
beğendiniz mi?