Devlet Ana, Türk edebiyatının önemli yazarlarından Kemal Tahir’in, 1967 yılında yayımladığı en önemli eserlerinden olan, bir tarihi romandır. Ertuğrul Bey’den, Osman Bey’in batıya doğru beyliği genişletmesini ve Osmanlı Devleti’nin hangi amaçla ve nasıl kurulduğu ile ilgili süreçteki olayları konu edinir.

Birinci Bölüm
Kancık Vuruş

1

Sen Jan şövalyelerinden Notüs Gladyüs, sayvana çıkan merdivenin kapısında, hana güzeli yerine, karayağız oğlanı görünce somurttu. “Oynaşım yolladı kancık! Gömleğin temizliğinden belli bununla yattığı…” Karının gelmemesine değil, oğlanın çok yakışıklı, çok da çalımlı olmasına kızmıştı. “Silahşörden ürker uşak takımı… Hanımının koynuna girdiğinden mi palikaryalık taslıyor, bu köpek?..”

Delikanlı, pazı güçlerine güvenen yeniyetmelerin kasıntısıyla yaklaşıp elini göğsüne koyarak eğildi. Belindeki kırmızı kuşak, omuzlarını daha geniş gösteriyor, sıkı pantolonu, kısa konçlu yumuşak çizmeleri, biçimli kesimine, cambaz çevikliği veriyordu.

Şövalye Notüs Gladyüs kaşlarım çattı:
— Nedir?
— Ablam “Bakıver” dedi. Buyrun!
— Özbeöz ablan mı? Dirseği üstünde gövdesini ileri sürerek parmağını salladı: Yalan çıkarsa keserim kulaklarını…
Ses kışkırtıcıydı, cıvıktı.

Delikanlının iyimser gülümsemesi hemen silindi:
— Ablamdır. Emriniz?
— Sağır mı ablan? Biraz bekledi. Adını sorduk, duymazdan geldi. “Görünür mü burdan Ertugrul’un sınırı?” dedim, karşılık vermeden savuştu.
— Kusuruna bakmayın! Konuşmayı pek sevmez. Adı, Liya…
— Ne demektir o?
— Zambak…
— Zambak… Dişlerini göstererek sırtardı, iyi koyulmamış… İyi koymalı… Neden, “Kaymak” dememiş baban?

Delikanlı, şaşkın, ürkek baktı.

Şövalye kısa boylu, şişmandı ama tıkızdı. Bir eliyle kılıcını, ötekiyle hançerini tutuyordu. Davranışlarında ölümle içli dışlı yaşayanların kuşkulu tetikliği vardı. Omuzlarına kadar inen gür saçları, yırtıcı hayvanların kabarmış yelesine benziyordu.

— Kestirmemiş mi kaymak olacağını? Anası da böyleyse neden kestirememiş? Kaymak, daha yaraşıklı… Tadına doyulmaz. Göz kırptı. Denemişe benzersin, bilirim! Nedense içini çekti. Demek ablan? Anlarız ilerde… Ya senin adm, Sarmaşık mı?

— Hayır, Mavro…

— Söyle bakalım Mavro, görünür mü Ertuğrul’un sının, buradan?

Mavro biraz düşündü. Issızhan’a gelen yolcuların hemen hepsi, sayvana çıkar çıkmaz, nedense korkuluğa gider, uçuruma bakıp sinir düzenlerinin özelliğine göre, taş kesilmekten düşüp bayılmaya kadar, korku çeşitleri gösterirdi. Bu da, karnından vurulmuş gibi “Hıhhh” diyerek irkilmiş, iki büklüm gerilemişti.

— Niye daldın? Görünür mü sınır?

— Evet, görünür, şuraya çıkılırsa…

Mavro, böyle diyerek sayvanın korkuluk taşlarına çıkıverince, Şövalye Notüs Gladyüs, elleri havada, gözleri yuvalarından fırlak, bir an dondu. Birkaç kez ağzını açıp kapadı, neden sonra gırtlağını paralayarak bağırdı:

— İn, in Allah belanı versin! Delirdin mi namussuz, in aşağı…

Mavro hiç oralı olmadı. Omuzlarına dokunacak kadar yakın uçan güvercinlerin arasında, ileri geri sallanıyor, “Al sana kaymak… Bakalım, kestirmiş mi babam, kestirmemiş mi?” diyerek ölüme meydan okurcasına gülümsüyordu.

Çocukluğundan beri yükseklik korkusu çeken, uçurumlu düşler görünce, boğazı kesilmiş hayvan hırıltılarıyla uyanıp günlerce kendini toparlayamayan Şövalye Notüs Gladyüs, Mavro’nun bu işe çok alışık olduğunu, dengesini hep sayvandan yana tutmak için sallandığım fark edemeyecek kadar dehşete kapılmıştı. Debelenerek kalkmaya çalıştı:

— İn, in dedim köpek, iiiin!
Mavro, cıvık herifi yeteri kadar bunalttıktan sonra, yay gibi, sayvana atladı:
— Seçemedim. Tütüyor bataklık bugün…
— Ya kopsaydı taşın biri… Şövalye, seğiren yanağını eliyle bastırarak uğunuyordu. Ya taşın biri kopsaydı?
— Kopmaz. Ermeni ustalar yontmuş bunları… “Taşın damarını bilir, Ermeni ustalar” derdi, yeri cennet olası babam…
— Hey akılsız Rum!.. Nah kopmuş ya!
— Kopanı da olur. Allah yapısı değil, kul yapısı…

Bu aptal umursamazlık, şövalyenin duyduğu dehşeti, önce şaşkınlığa, sonra şüpheye çevirdi. “Sayvan, uçuruma balkon gibi uzanmış değil miydi yoksa! Arada basılacak yer mi vardı?” Bunu aklından geçirir geçirmez, birden kudurdu, derisine ateş değmiş gibi hopladı. Arada basacak yer varsa, oğlanı delik deşik etmek kararıyla korkuluğa koştu, bakmasıyla katılıp kalması bir oldu.

Sayvan balkon gibiydi. Yükseklikleri yüzlerce metreyi bulan dümdüz kayalar, aşağıda, geniş ağızlı bir kuyu meydana getiriyor, suyun yüzüne vuran bulutlar, uçurumun dibini, cehennemin göklerine açılmış bir deprem yarığına benzetiyordu.

Şövalye, eli ağzında, boğuk boğuk sordu:

— Ne kadardır burdan aşağısı?
— Üç yüz on altı kulaç…
— Kim ölçtü?
— Babam… Tebriz kervanının bezirgânıyla, bir gün iddialaşmış, urganları salmış ulayaraktan, kulaçlaya kulaçlaya çekmiş…

Şövalye dinlemiyordu. Bakışlarını uçurumun dehşetinden zorla kurtarıp uzaklara dikmişti.

Ova, göz alabildiğine sazlıktı. Nisan yeliyle sanki, sazlar değil, varoluşun bir döneminde, henüz katılaşmamış toprak dalgalanıyordu. Dünyanın bu parçasında, canlıların yaşamaya başlamasından önceki boşluk, anlamsızlık, kesin umutsuzluk vardı.

Şövalye Notüs Gladyüs, uçurumun tersine, ovada gördüklerinden memnun olmalı ki, kaşlarını kasıntıyla çatıp dişlerini göstererek sınatıyordu.

"

Devlet Ana kitabının ön okuması bu kadar. Kitabı beğendiyseniz tamamını okumak için aşağıda senin için en uygun fiyatlı satın alma seçeneklerini listeledik.

idefix trendyol D&R kitap365
beğendiniz mi?

Devlet Ana (1967)

Devlet Ana

Roman
Yazar: Kemal Tahir  
İlk Basım: 1967
Yayınevi: İthaki Yayınları